Gönderen: 7.Samuray | 08 Kasım 2016

“Moskova’ya Nasıl Gidemedim”

Geldik Moskova’ya nasıl gidemediğime!

Paris’ten bahsetmiştim. Oraya gidemedim. Vize vermediler. Gidemedim bari insanlığa bir faydam olsun diye de Paris hakkında yazdım. Neyse Fransa için söz konusu olan tarihlerde madem işyerinden izin aldım, o hâlde inadım inat bir yerlere gideceğim, hem de vize isteyen bir yere gideceğim, dedim.  Beraber baya yol teptiğim bir arkadaşım var. O da Moskova dedi. Lakabı Şeytan. Yol arkadaşım da Şeytan olacaktı.  Haa bunun kuyruğu, boynuzları, dirgeni yok ama bildiğin Şeytan. Lakaba bak sen, hiç hayırlı bir işimiz yok ki. Yol arkadaşımızın lakabında bile meymenet yok. Yol arkadaşınızı seçerken mümkün mertebe iyi meleklerden seçin. Sonra başınıza gelmeyen, g.tünüzde açılmayan şemsiye kalmaz. Aslında olayın Şeytan’la ilgisi yok. Nasıl bir bahtsızlıksa kızlar yurdunun bekçisine denk gelmiş gibi hissediyorum. Neyse konuyu dağıtmayalım. Sonuçta bu yazı, okuyanlar Moskova hakkında biraz bilgi sahibi olsunlar diye yazılacak.

1a-moscow-st

İzne ayrılacağım vakit yaklaşmakta, derhal pasaport işlemlerine başlamalıyım. Hemen Fransa vizesi için aracılık eden tur şirketinden benim pasaportu aldım. Biyometrik fotoğraflar vardı zaten. Bir de otel ayarladık. Hem de en kralından.

Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 11 Ekim 2016

“Paris’e Nasıl Gidemedim”

Merhaba, herkes gezip gördüğü yerler hakkında yazıp döküyor. Ben de uzun süredir bloga bir şeyler yazmamıştım. Değişiklik olsun, kafamın içindeki davulu susturayım diye sizlere Paris ve Moskova’ya nasıl gidemediğimi yazacağım!

Elbette sizler alıştınız gidenlerin türkülerini dinlemeye. Ben gidemeyenlerin türküsünü yazacağım. Hem okuyana da bir faydası olur. Vize işlemlerinde başınıza neler gelir, durduk yere ne kadar paranız gider[Bu konudan bahsetmesem daha iyi olur sanki] yazmaya çalışacağım. Bu yazıyı okuduğunuzda kalınacak yer, ulaşım, yemek ve gezilecek yerler hakkında bilginiz olacak. Bundan emin olun…

6946220-3x2-940x627 Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 09 Şubat 2016

“Değirmenlere Karşı”

IMG_8052_Don_Quijote_Quixote_Rocinante_WindmillsLa Machalı Asilzâde Don Kişot‘ta “Aptalların sayısı sonsuzdur” diye Latince bir söz var. Bana kalırsa aptallıkların da sayısı sonsuzdur. Yaşadığımız şehirden/ülkeden, yaptığımız işten, yürüdüğümüz yoldan her gün en az iki kere -sabah ve akşam- tiksiniyoruz. Her şey bu kadar berrakken neden ısrarla aynı aptallıkları yapıp sonuçlarının farklı olmasını bekliyoruz ki. Toplumun -buna ailem, arkadaşlarım, hayatımdakiler dahil- nezdinde bir baltaya sap olmuş, işi gücü olan biriyim. Oysa bir yaşantıma bakıyorum bir de hayal ettiklerime… İnsanların eşit yaratılmadığı, eşit şartlarda doğmadığı bir dünya bu. Ne kadar basit ne kadar da gerçek! Zenginliğimiz kendi marifetimizmiş, fukaralığımız ise kendi beceriksizliğimizmiş; suyu çıkarılmış dinimizle/gelenekle ve göreneğimizle, mahalle baskımıza hayat veren ırkımızın damarlarında gezen mükemmel kanla(!) gururlanmak sanki bizim belirlediğimiz şartların sonucuymuş gibi yaşamak ne bıktırıcı bir durum! En iyi ihtimalle bir tesadüfün arkasında alnımızdaki kaderdir bunlar. En kötü ihtimalle bir sayfa yazı yazıp isyan bayrağını kendimle hesaplaşma olarak dile getirsem de değişen ne?
“iyi bir kürekle iyi bir toprağa gömülüyoruz”
İyiyiz çünkü, hem de çok iyi! En azından biz,  “Nasılsınız?” sorularına “iyiyiz” diye cevap veriyoruz. Nerede olduğundan, nasıl bir geleceğe uyandığından haberi olmayan, burnu kokuları ayırt edemeyen “iyileriz”. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 11 Haziran 2015

“Kendini Karaladı Adam”

11393115_931315293599184_5910594587171414700_nBloguma klasik doğum günü yazısı yazmasaydım olmazdı. Üstelik doğum günüm seçim sonrasına denk geldi. Bu yüzden önce beni ciddi mânâda rahatsız eden seçim sonrasının atmosferi hakkında yazmak istiyorum.

Bazen seçim sonrasına bakıp ülkenin geleceğinden endişe ederdim. Seçimden önce herkes hoşgörü, kardeşlik, dostluk, dürüstlük gibi yani her tarafından erdem fışkıran sözler paylaşıp öyle de davranıyordu. Taa ki seçim bitene kadar. Ama seçimden sonra ilk defa hiç beklemediğim insanlardan, en hoşgörülü geçinen insanların, kendi fikirlerine inanmayanları bir anda “ötekileştirdiğini” gördüm. Kendim bu yazdıklarımdan münezzeh değilim. Belki yanlışlar yapmışlığım, haksızlık etmişliğim vardır. Ama seçim sonrası gerçekten kâbus gibiydi. Bir anda bu insanlardan, ülkeden kaçacak, göçecek neresi var acaba? diye düşündüm. Bu öfkeye karşı kör durmak, sağır duymak makbul değil ki. Aklıma hiçbir yer gelmiyordu. Nereye gidersen git aklını da kalbini de yanında götürürsün derler. Acılarını da, hayatındaki iyi ve kötü insanları da ve daha bir sürü şeyi… Falan filan derken arkadaşlar, doğum günü münasebetiyle küçük de olsa çok güzel, keyifli bir gün geçirmemi sağladı. Bugün çekilen fotoğraflarıma bakıyorum, eminim aynı karede yer aldığım her arkadaşım bir diğeriyle aynı partiye oy vermemiştir. İşte bu yüzden kaçmak çözüm değil. Biraz daha sabır biraz daha kalp, biraz daha ama her şeyin iyisinden biraz daha… Bakın etrafınıza, ama dikkatli bir şekilde bakın, hiçbir siyasi görüş, fikir çatışması, farklılık etrafınızı saran, sizi seven, size önem veren insanlardan daha değerli değildir. İyi ki hepsi var, neye inanırlarsa inansınlar, nasıl görmek isterlerse dünyayı görsünler, iyi ki benim gözlerimden değil kendi pencelererinden görüyorlar. Vaktiyle kendini karalayan adam artık kendini yazabiliyorsa bu onların sayesindedir. Siz siz olun başkalarının oturacağı bir koltuk için tanımadığınız insanları, kültürleri, hayatları, acıları ne olursa olsun karalamayın. Belki de aynı fotoğraf karesinde yer aldığınız, çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın aidiyetini incitirsiniz. Siz siz olun kendinizi karalamayın. Sonra yalnızlık öyle bir çöker ki “Kendini karaladı adam” olursunuz. Yapayalnız kalırsınız. Tamamını Okuyun…

img_9dc1d8b9784245c5ad7d577b29af6ad3
Yönetmen&Proje Sahibi: Nezih Ünen

“Filme başladığımız gün ekibime “Bir senaryomuz yok, Anadolu yazacak, biz de çekeceğiz” demiştim. Ö̈yle de oldu! Antik uygarlıklardan kalma yorgun ve yıpranmış kültürler diyarında bu filmi çekme tarzım, her şeyin kendiliğinden gelişmesine izin vermek ve insanların hikayelerini şarkılar, ritüeller ve danslarla anlatmasına yardım etmekti.”

 

Bir film izliyorsun. Bi bakmışsın bir melodi bir söz çarpmış seni. Hem geçmişe götürmüş hem de hiç bilmediğin bir kıyıya atmış. Oradan ne keşfettiysen o sensin. Ne hatırlarsan o senindir.

İki gün önce “Anadolunun Kayıp Şarkıları”nı izledim. Belgesel sekiz yıllık bir emeğin sonunda ortaya çıkmış. Sekiz yıllık emeği 97 dakikaya sığdırmışlar. İzlerken çok beğendiğin bazı yerler bi bakıyorsun yarım kalıyor. Dile kolay, sekiz yıl. 97 dakika… Keşke daha uzun olsa!

Konu filmden başladı, başlaması da normal, çünkü “Maçahela Polifonik Şarkılar Topluluğu”nu filmle keşfettim. 97 dakikalık belgeselde en fazla 3 dakikalık yer tutuyorlar. Müzik bilgim yok. Çocuğuna flüt alamayan baba gibiyim bu konuda. Bir flüt kaç paraydı la!
Neyse, nerde kalmıştık? Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 11 Kasım 2014

Yıldızlararası[2014]

interstellar yıldızlararası 2014

Yönetmen:
-Christopher Nolan
Senarist:
-Jonathan Nolan, Christopher Nolan
Oyuncular:
-Matthew McConaughey
-Anne Hathaway
-Michael Caine
-Matt Damon
Ülke/Yapım Tarihi:
-ABD/2014
Tür:
Bilim-Kurgu/Macera/Gerilim/Dram

Size önce lise yıllarımdaki sayısal derslerimin notlarından bahsedeceğim. Fizik, Kimya, Matematik ve Geometri derslerimin notu “Sıfırdı”.  Peki bunun “Yıldızlararası” adlı bilim-kurgu filmiyle ne ilgisi var? Çünkü “Uzay-Zaman, Solucan Deliği, Kara Delik, Atmosfer, Yerçekimi, Düzlem, İzafiyet Teorisi” gibi terimlerin sıkça kullanıldığı bir filme sadece İzafiyet Teorisi hakkında bildiğim bir kaç kırıntıyla gittim. Benim gibi kafası bu tür konulara basmayan biri için filme hayran olmanın açıklaması ne olabilir? Elbette çok iyi bir Fizikçi olup bu filmi izlesem muhtemelen “ya şurada hata var, burada bilgi yanlışlığı var” gibi tuhaf şekillere girebilirdim veya filmi daha iyi bir gözle izleyip daha fazla keyif alabilirdim. Yine de durumumdan şikayetçi değilim. Eğer bilimsel bir gözle izleyecekseniz bu çabanız nafile! Söz konusu sinemaysa lütfen bu filme benim gibi  olaya tamamen yabancı bir adamın gözüyle bakın. Sinema size gerçeği değil gerçeğin gölgesini gösterir. Veya hiçbir şey göstermez. Salondan ayrılırken  yüzünüzde “İyi ki bu filme geldim” ifadesi yer alıyorsa yönetmen/senarist/oyuncular işini yapmıştır.  Yıldızlararası, bunu hem de sinema tarihine adını mıh gibi çaka çaka gerçekleştiriyor. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 04 Kasım 2014

“Ben Uydurdum Siz Okudunuz”

Düş-üş-ten  kalan
Bunu sadece ben yaşamış olamam. Böyle bir şey mümkün olamaz. Hatırlamaya çalışıyorum. Çok zaman oldu yaşayalı/yaşamayalı bunları. Siz hatırlamazsınız, belki sadece ben uydurdum, ondan biliyorum.

Hatırlıyorum. Her şeyi ilkin masallardan öğrendim. Bir çocuğun gözünden ne görünüyorsa, görünen ne kadar masumsa öyle öğrendim. Bunu sadece ben yaşamış olamam.  Aşk, çocuklar için masallarda mutlu biten efsunlu bir sözcüktü. Sıcak veya soğuk günler fark etmezdi. Uyumadan önce Anneme masallar anlattırırdık.  Masallarda yakışıklı prensler olurdu. Onlar, gökyüzünde, ormanlarda, ağaçların tepelerinde veya bir gölün içinde gizlenen, yalnız yaşayan güzellere ilk görüşte vurulurdu. Ve bir karşılığı olurdu. Derin bir kavuşma tutkusu yaşanırdı. Belki bu yüzden ben ve benim gibiler annemizin iki dudağının arasından çıkan o efsunlu aşkı aradık hep.  Arabesk sevmemiz, biraz da bundandı. Çünkü pop şarkılarında “Gidene kal diyemeyen” ruhsuz aşklardan bahsedilirdi. Nasıl sevebilirdik böyle bir dönüşümü, nasıl umursamaz davranabilirdik aşk karşısında? Kabul ediyorum, arabesk söyleyenler şarkılarındaki kederli insanlar değildi. Hepsi varsıldı. Ama şarkıları bizim masallarımızdaki kara sevdanın karşılığıydı. Ruhumuzun arabesk oluşu bundandı. Hayatımızı dünyamıza kazık çakıp gidenlerin bir gün dönebileceği umuduyla beslememiz belki de bundan. Dönüp dolaşıp bıçağın saplandığı sol yanımıza ağlamamız, Allah’tan bir işaret beklememiz bundan. Aynı hikâyenin her daim mücrimi olmamız bundan. “Kal” diyemeyenlerin nasıl aynı rüyanın aynı sevginin ucundan tutabildiklerini anlamamamız bundan. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 16 Ekim 2014

Baran[2001]

poster

Yönetmen & Senarist:
-Majid Majidi,
Oyuncular:
-Hossein Abedini(Latif)
-Zahra Bahrami(Baran/Rahmet)
-Mohammad Amir Naji(Memar)
Ülke/Yapım Tarihi:
-İran/2001

Sınır komşumuz, dini, kültürel ve ticari birlikteliğimiz olan İran,  söz konusu sinema olunca bizim bu konuda daha ne kadar yol almamız gerektiğini bir kez daha ispatlıyor. Bizden kat be kat sansürün mevcut olduğu bir ülke olmasına rağmen, bu ülkenin kendi özünden çıkan, seyredenleri sarsan hikâyelerini/filmlerini görmek beni şaşırtıyor. Ayrıca İran filmlerinin Türkiye’de yeterince gösterim şansı bulmamaları kötü. Hâliyle korsandan besleniyoruz. Asıl mevzuya dönmeden önce bir uyarıda bulunacağım. Yazım filmin bir çok detayını, hatta en güzel detaylarını içermektedir. Bunu göze alarak okuyunuz.

Filmin Girizgâhı:
1979 yılında Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal etti. Sovyetler 10 yıl sonra geri çekildiğinde ülkenin eski halinden eser kalmamıştı. Bu yıkımla birlikte sonrasında başlayan iç savaş, Taliban rejiminin zalim saltanatı ve 3 yıllık kuraklık, milyonlarca Afgan’ın ülkelerinden kaçmasına yol açtı. Birleşmiş Milletler’in tahminine göre İran şu anda 1,5 milyon Afgan mülteciye ev sahipliği yapıyor. Yeni neslin büyük bir kısmı İran’da doğdu ve ülkelerini hiç görmediler.

Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 15 Haziran 2014

Kış Uykusu [2014]

585745

Yönetmen:
-Nuri Bilge Ceylan
Senaryo:
-Nuri Bilge Ceylan & Ebru Ceylan
Oyuncular:
Haluk Bilginer
Nejat İşler
Demet Akbağ
Melisa Sözen
Serhat Mustafa Kılıç
Ayberk Pekcan
-…

İtiraf ediyorum; filmi izledim ve arabanın/aklımın camını kıran taşı anlatmak için yazıyorum tüm bunları. Bu yüzden sadece Kış Uykusu‘nu değil; biraz da Nuri Bilge Ceylan hakkındaki önyargılarımı anlatacağım bir yazı olacak.

Nuri Bilge Ceylan’ın daha önce  “İklimler” ve “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmlerini izlemiş, “İklimler”i çok sevmiş ama “Bir Zamanlar Anadolu’da”ya aynı yakınlığı hissetmemiştim. Üstelik “Sanat Filmi” tabiri bana hep itici gelmiştir, ki Türkiye’deki temsilcisi şu an tartışmasız N.B. Ceylan’dır. Biliyorum, siz eğer bu blogtaki film yazılarını okuduysanız eminim benim de “aşırı sanatsal kaygılarla çekilmiş filmler“i sevmediğimi anlarsınız. Sinemada aradığım  şey, hayatıma dokunacak, kendimden bi parça bulacağım, zihin açıcı filmler oluyor. Nuri Bilge Ceylan’ın  adını duyduğumda uykumun geldiğini itiraf etmeliyim. Aşırı sanatsal kaygıları varmış(!) çünkü. Ama “Kış Uykusu” sayesinde sinemadan zihin jimnastiği yapmış, uykum kaçmış, keyfim yerine gelmiş, hayatın ayrıntılarına antenlerimi açmış bir şekilde çıktım.

Cannes Film Festival’inde ödül almasa muhtemelen “Kış Uykusu”nu izlemeyecek bu yazıyı yazma gereği duymayacaktım. Sonuçta filmin 150 kopya ile gösterime girmesi tamamen aldığı ödülün yarattığı etkiden ibarettir. Belki benim de sinemaya gidip izlememde bunun etkisi vardır. Genellikle ödüllere aldanarak film izlemiyorum. Ya da sanatsal kaygılara… “Kış Uykusu” biraz istisna… Çünkü artık bir orta sınıfı olmayan, üst ve alt sınıftan teşekkül Türkiye’ye dair, insan hayatını, kadın-erkek ilişkisini, ekonomik uçurumu, aşağılamayı/aşağılanmayı, gururu, çaresizliği didik didik eden muhteşem bir film “Kış Uykusu”.
Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 25 Nisan 2014

İtirazım Var [2014]

itirazim-var
Yönetmen: Onur Ünlü
Senaryo: Onur Ünlü
Hikaye: Onur Ünlü & Sırrı Süreyya Önder
Oyuncular: Serkan Keskin, Serdar Orçin, Sırrı Süreyya Önder, Öner Erkan, Osman Sonant

Bu yazının nedeni  ulaşabileceğim üç beş kişinin daha bu filmi izlemesine vesile olmaktır. [Yaş sınırı +18 ve bana göre bu sansürün daniskası]

Ülkede yapılan filmlerin kalitesi ortada. Sinema salonlarında gösterime giren, her defasında “acaba bu defa iyi bir film izler miyim?” diyerek zaman ve para harcadığımız ama bir türlü verilen zamanın ve paranın karşılığını alamadığımız filmler içerisinde nadiren de olsa iyi filmler izleyebiliyoruz.

“Kaliteli yerli film” izlemek isteyip ülke sinemasına güven sorunu yaşayanlar için  geçen cuma gösterime giren “İtirazım Var”a şüpheyle yaklaşacak bile olsanız bu film her şekilde size iki saatlik sürükleyici, eğlenceli ama kitabın tam ortasından konuşan bir hikâye vaadediyor.

Bu filmi umarım herkes izler; çünkü bizde adaletsizliğe, yozlaşmışlığa, insana dair bu kadar sert ama doğru söz söyleyebilen çok az film var. İtirazım Var’ın bu işin altından kalktığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Filme yapılan sansürü eleştirmeden önce kısaca hikâyeyi özetlemek istiyorum. Selman Bulut’un imamı olduğu camide, namaz esnasında, namaz kılan biri vurulur. İlk başlarda sıradan bir olay gibi dursa da zamanla caminin imamı Selman Bulut, her türlü ahlaksızlığın olduğu kirli bir kumpasın ortasında kalır. Selman Bulut’un yapabileceği tek bir şey kalır. O da cinayeti aydınlatmak… Şu bitmek tükenmek bilmez “Güldürürken düşündürmek” geyiğinin içini bu kadar dolduran başka bir film izlediğimi hatırlamıyorum. İzleyin, izlettirin, destek olun… [Yazının sonunda bunu bi daha tekrar edeceğim] Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 04 Aralık 2013

Sholay [1975]

9042_SHOLAY

Yönetmen:
Ramesh Sippy
Senaryo:
Javed Akhtar & Saleem Khan
Başroller:
-AmitabhBachchan(Jai)
-Dharmendra(Veeru)
-Snjeev Kumar(Thakur)
-Amjad Khan(Gabbar Singh)
-Hema Malini(Basanti)
-A.K. Hangal (İmam Sah’ab)
Yapım Tarihi:
1975

Sholay, dünyanın en büyük ikinci nüfusuna sahip, en fakir ülkelerden biri olan Hindistan’da 38 yıl önce çekilmiş. Bu Hint yapımı film, tamamen gişeye oynamış bir klasik. İzlememiş olanlar muhtemelen bu yazıda “Sholay”ı neden izlemesi gerektiğine dair bir argüman arayacaktır. Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki eğer Amerikan ve İtalyan  westernine taş çıkartacak Hindu westerni nasıl olur diyorsanız, klasik film seviyorsanız, bir tutam müzikal, bol aksiyon, yürekleri dağlayacak dram, sürprizini bozmadan ilerleyen macera, absürtlüğün zirvesi sayılabilecek kavga sahneleri ve komedi filmi seviyorsanız; Tarantino filmlerine bayılıyor, onun senaryolarını, hikâyeyi kurgulayışını seviyorsanız, “Sholay”, bu ve daha binlerce neden için izlenmeyi hak ediyor. Eğer Sholay’ı izlemek için bunlar yeterli değilse, film hakkındaki en can alıcı argümanımı sahaya süreyim: Sholay, Hindistan sinemalarında tam tamına beş buçuk yıl gösterimde kalmış. Hindistan’da gişeye yönelik filmlerin (Blockbuster Film) atası kabul ediliyor. Gösterime girdikten sonra birçok film eleştirmeni tarafından yerden yere vurulsa da kulaktan kulağa ünü gittikçe yayılmış ve aynı filmi sinemada yeniden izlemek için uzun kuyruklar oluşmuş. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 08 Eylül 2013

Mavi Melek – Der Blaue Engel [1930]

blaueengel3

Yönetmen:
Josef Von Sternberg
Senaryo:
Carl Zuckmayer , Karl Vollmöller ve Robert Liebmann
Oyuncular:
“Lola Lola” – Marlene Dietrich
“Prof. Immanuel Rath” – Emil Jannings
“Palyaço” – Reinhold Bernt
“Sihirbaz” – Kurt Gerron
“Mazeppa” – Hans Albers

Heinrich Mann’ın “Professor Unrat” adlı eserinden 1930 yılında sinemaya uyarlanan “Mavi Melek”,  en çok etkilendiğim siyah-beyaz yapımlardan biridir. Film hem Almanca hem de İngilizce aynı anda çekilmiş, bu şekilde daha geniş bir pazara sahip olacağı düşünülmüş. “Lola Lola”yı oynayan Marlene Dietrich zaten bu sayede  bir anda dünya çapında yıldız ünvanına kavuşmuştur. Ki kendisi sinemadan önce kabarelerde şarkıcılık yapmış, zaten filmdeki rahat tavırlarına hasta olmamak mümkün değil. “Mavi Melek”, filmdeki batakhanenin/kabarenin adıdır. Film, lise öğrencilerini üniversiteye hazırlayan bir okulda/Gymnasium’da saygın bir profesör olan Immanuel Rath’ın saygınlığını yitirip deliye dönüşümünü yani “düşüşünü” anlatır. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 17 Haziran 2013

10 Haziran: Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok!

9834Doğum günü muhabbeti benim gibi ihtiyarlar için biraz tuhaf biraz alengirli… Ya da ihtiyar delikanlı olduğunu hisseden benim gibiler için  durum böyle. Anlatmaya devam edeyim… Hayatım boyunca sadece 10 Haziran 2012′de sabaha kadar birinin aramasını bekledim, zaman hızla akıyordu. Ama ne telefondan ses geldi ne de bir mesaj. Doğum günümde uçuruma yuvarlanmıştım. Meğer nasıl bir uçurumsa, hâlâ aynı şiddette dibe doğru yuvarlanıyorum. Ciddiye almadığım bir mevzuda hayal kırıklığı yaşamak nedir ilk o zaman öğrenmiştim. Aradan tam bir sene geçti. Doğum günüm, her zaman olduğu gibi, yine bir yarayı kapatmaya çalışırken unutulan diğer yaraları fark etmemle sonuçlandı. Bunu sabahın ilk ışıklarından şu sözcükleri yazana kadar hissettim. Lakin sağ olsun dostlar, muhabbetleriyle bi nebze olsun bunu azalttı. Doğum günü muhabbetini ilk defa dostlar sayesinde bi nebze olsun sevebildim.   “Mutlu” kokulu mesajlar, uğur böcekli pasta, unutmayan dostlar… Ki çok çok sağ olsunlar. Hatırlanmak her şekilde mutlu ediyor insanı. Kelamın kadrini bildiğimi varsayıyorum. Bu yüzden dostlarca bir sayfaya yazılan küçük kelimeleri mümkün olduğunca saklayacağım.
***
Dilek, dilemek, dilenmek…

Biliyorum, dilek tutmak hayal kırıklığı yaratır benim gibilerde. Meğer evren denen zamazingo, kaypak dizayn, puşt çadırı, ancak ve ancak kelebeğin ömrü kadar ziyan, yüz yıllık yalnızlık kadar hayal kırıklığı bahşediyormuş. Tamamını Okuyun…
Gönderen: 7.Samuray | 06 Mayıs 2013

Size Dayatılan Gerçek Değil!

Merakla beklediğimiz filmler vizyona gelmiyor. Gösterime girenler ise 3-5 kopya ile sınırlı. Öte yandan AVM’lerde film izlemekten başka şans bırakılmıyor. İzlediğimiz çoğu şey sansüre maruz kalıyor. Peki, hâlâ nasıl ‘internetten film indirmeyin’ diye uyarıda bulunabilirsiniz?

130429-emek-yaqzı.hlarge

O uyarıyı görüyoruz ara ara, hafta sonu yine vardı. ‘Korsan izlemeyin, bizi zengin edin’ minvalinde bir şeylerdi. Peki, yasal olmayan yollara başvurmayalım ama önce insanları ‘aptal’ yerine koymadan biraz gerçeklerden bahsedelim. ‘İnternetten film indirmeyin, sinemaya gidin’ diye tehditkar bir yol göstermenin böyle bir ülkede, gerçek hayatta bir karşılığı yok maalesef. ‘Emeğe saygı’ klişesinden önce söylemekten bıktığımız halde duyulmayan bazı noktaları yeniden sıralamak gerekirse;

Öncelikle; vizyon diye takip edilen şeyin artık ortalama bir sinema seyircisi için bile hiçbir şey ifade ve vaat etmediği ortada. AVM’lere mahkum edilen sinemaların vizyon yelpazesi yok denecek kadar azaldığı gibi, çoğu ödüllü/ iyi eleştiri almış/ merakla beklenen/ en azından yönetmeni, yazarı referans olan/ dikkate alınması gereken filmlerin şansı kalmamış durumda. ‘Vizyona girdi’ diye sevineceğimiz filmlerin kopya sayısı ise 1 ile 5 arasında değişiyor. Şaka gibi… Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 03 Mayıs 2013

Dokuz Kraliçe [2000]

42375-b-nine-queens

Yönetmen/Senarist Fabián Bielinsky tarafından 2000 yılında beyazperdeye kazandırılan, Arjantin yapımı bu muhteşem filmin,  The Sting[1973] ve Olağan Şüpheliler[1995] kadar iyi bir suç filmi olduğunu söyleyebilirim.  “Marcos” rolünde Ricardo Darin ve Çaylak dolandırıcı “Juan” rolünde Gaston Pauls var. Yine filmin en diş-l-i karakterlerinden biri olan, Marcos’un kız kardeşi, “Valeria”ya ise Leticia Bredice hayat veriyor. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 29 Nisan 2013

“İki Film İki Kartpostal”

SWScan00057   55

I.Kartpostalı Marian gönderdi, Hollanda‘dan… 1939 yapımı, The Hunchback of Notre Dame isimli filmin aynı zamanda posteri oluyor. Bu tür bir karta sahip olmak mutlu etti. Ekrandan nasıl görünüyor bilmiyorum ama kartın kendisi cidden çok güzel. II.Kartpostal uzun süredir bloga eklemenin nasip olmadığı bir kartpostaldı. Pedro Almadovar‘ın 2004 yapımı “Kötü Eğitim” adlı filmine aitti. Bu gece aklıma esti ve ekleyeyim dedim. Kartpostal’ın bana Yunanistan‘dan geldiğini ve gönderenin Antigone olduğunu belirteyim. Karttaki kırmızı noktaya aldanıp Japon filmi beklemeyin. Film, Pedofili ve Eşcinsellik hakkında… Yani kırmızı nokta aynı zamanda filmdeki cinselliğe vurguda bulunuyor. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 19 Nisan 2013

“Çocuk Ölmek Güzeldir”

51

Siyah-beyaz olması bir yana kaç haftadır masamda duran bu karta baktıkça hayatımın en fazla bu kadar renkli olduğunu hissettim. Sanki gökyüzümün elektiriği kesilmiş de damarlarımda kalan bir kaç damla ışıkla yola devam etmeye çabalıyorum. Eskiden yağmur yağınca mutlu olurdum, kışın ortasında berrak ve kararında bir sıcaklık beni kendime getirmeye, o günden keyif almama yeterdi. Şimdilerde iğreti bir elbise gibi  her sabah ve akşam, gittiğim her yere benimle gelen geçmişi unutmaya, yeni bir son yazmak için yeniden başlamaya çabalıyorum.

“Çocuk olmak” değil de “çocuk ölmek” olsaydı kaderim, Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 24 Şubat 2013

Kelebeğin Rüyası [2013]

44278_413562588732224_1896271609_n534784_413493152072501_1785009301_n536122_413523055402844_1367066997_n

*Yönetmen:
Yılmaz Erdoğan

*Oyuncular:
-“Şair” Rüştü Onur rolünde Mert Fırat
-“Şair” Muzaffer Tayyip Uslu rolünde Kıvanç Tatlıtuğ
-“Şair” Behçet Necatigil rolünde Yılmaz Erdoğan
Suzan rolünde Belçim Bilgin
Mediha Sessiz rolünde Farah Zeynep Abdullah

*Senarist:
Yılmaz Erdoğan

*Yapım Yılı:
2013

Film Hakkında:

  • Gösterimde olan bir film hakkında yazmak, o filmi yorumlamak, ondan uzun uzun bahsetmekten pek hazzetmiyorum. Mümkün olduğunca eski filmlere yönelen, popüler olandan çok az bahseden biriyim. İlk defa bir kaç gün önce sinemada zar zor yer bulup izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum. Yazacaklarımı bir şeyler dikte etmek için değil, filmi izlemek için küçücük bir neden arıyorsanız bunun da “Şiir” olduğunu söylemek için yazacağım. Sözü çok uzatmadan filmden biraz bahsetmek daha doğrusu filmi “övmek” istiyorum. Belki filmi izleyecek olanları yanlış bir şekilde ve büyük beklentiyle salonlara yönlendirmiş olacağım ama “Kelebeğin Rüyası”nın bunu hakkettiğini düşünüyorum. Gelelim filme… Tamamını Okuyun…
Gönderen: 7.Samuray | 18 Aralık 2012

“Eyfel Kulesi”

Eyfel

Uzun süredir bloga yeni kartpostal eklemedim. Fransa‘dan Vera‘nın gönderdiği bu kart o kadar güzel ki hemen buraya eklemek istedim.  Aldığım kartlar içerisinde bir ülkeye ait bir sembolü en güzel anlatan kart bu olsa gerek. Dansçı kadın figürü karede çok net görünmese de Paris’in kadın ruhunu temsil ediyor. Ya da ben böyle görmek istiyorum. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 28 Kasım 2012

“Korkma Ben Varım”

Sevgilime, “Korkma ben varım” dediğimde ona [onun asla bilemeyeceği kadar] büyük bir söz vermiştim. Varlığım her daim sahnemdeki kadınımın kalbini karanlıkta aydınlatan ışık olacaktı. Sözüm sözdü. Ellerim kelepçeliydi. Kalbim sadece sevgilimin açabileceği “Gizli” ibareli bir zarf gibi mühürlüydü.

Varlığım, kadınımın korkularıyla baş edememiş olmalı ki verdiğim sözün, mühürlü zarfla beraber, gerçek sahibine hiçbir zaman ulaşamadığını geç fark ettim. Ellerim hâlâ kelepçeliydi. Sözüm hâlâ sözdü. Zarf hâlâ gizliliğini koruyordu. Ama İş işten geçmiş sahnenin ışıkları sönmüştü! Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 11 Kasım 2012

“Bana Güzel Bir Şey Söyle”

Hiçbir dayak, kalbimi kangrene çevirmiş sevgilimi beklerken yaşadığım kadar yıpratmadı beni. Tamirci çıraklığı yaparken yediğim bir dayak vardı mesela. Sonra okulda hocalardan yediğim dayak, düşman mahallenin çocuklarının beni linç edişi… Yani bedenime zarar veren bi çok şey yaşadım. Şöyle dönüp bakınca komik birer hikaye gibi duruyor hepsi. Çok sağlam dayaklar yedim be usta. Ama hiçbir dayaktan sonra saçlarım ağarmadı.

Oysa beni aşka inandıran kadını beklerken hayatımın yıldız gibi gökten kayışını gördüm. İçimdeki ormanların kül olduğunu hissettim. Gizli bir el’in yaralarıma tuz döktüğünü her gün hissettim.

Hiçbir dayak, kalbimi kangrene çevirmiş birini beklerken yaşadığım kadar yıpratmadı beni. Çok uzaktaydı. Dönecek ve mutlu olacaktık. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 10 Ekim 2012

“Asla Unutulmayanlara…”

90’lı yıllar… Köhne ilçemin kavurucu sıcağında bir çocuk için yapacak pek bir şey yoktu. Hele bir de hafif bir rüzgar esmeye görsün kirli ve sert yüzlerden oluşan memleketimin insanları toz duman içinde kalırdı. Zaten şehrin kendisi gibiydi insanlarım. Hemen hemen hepsinin griye çalan kıyafetleri vardı. Şehirmiz, insanlardan, tozdan ve griden oluşurdu. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 09 Eylül 2012

“Düşüş”

Neye benzediğini tanımlaması imkânsızdı. Gördüğü varlığın hem güzelliğinden hem de gücünden korktu. Ya içindeki merakı nasıl dizginleyecekti ? Dokunmak için elini uzatmak istiyordu; elini uzattıkça karşısında duran güzellik ve gücün kendisinden uzaklaştığını fark etti. O kadar çok kovaladı ki sonunda yetişti ve birlikte oldu. Erkekliğinden, gücün ve güzelliğin rahmine tohumlarını bıraktı. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 12 Temmuz 2012

“İki Film Birden”

Artık tatil zamanı yaklaşıyor. Bir yerlerde durup kök salmaktan sıkıldım. iki yıldır tatil denebilecek pek bir şey yapmadım… Gitmeden evvel masamda duran kartpostalları bloga eklemeye devam edeyim dedim.

Hollanda‘dan Laura bu kartpostalı göndermiş.  Karttan dolayı mutluyum çünkü  “Otomatik Portakal/A Clockwork Orange” en sevdiğim Stanley Kubrick filmlerinden biri. Belki herkes için etkileyici bir film sayılmaz ama izlediğim zaman cidden bende şok etkisi yaratmıştı. Ara sıra bloga,  bu film hakkında bir kaç söz eklemek isteği içimden geçiyordu. Neyse ki kartpostal sayesinde artık buna gerek kalmadı.

Görüldüğü üzre Anthony Burgess‘in romanı[ymış]. Stanley Kubrick de alıp film yapmış. Kitap okumak ağır gelecekse en azından filmine göz atılmalı. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 10 Temmuz 2012

“Bu Kartpostalı Ben Yaptım”

    Keli Craig,  postcrossing sayesinde tanıştığım , Türkiye hakkında bilgi sahibi olmak isteyen Amerikalı… Blogtaki filmleri Kadıköy hakkında gönderdiğim kartpostalı çok sevmişti. Bu yüzden bana bir güzellik yapmış ve aldığım en güzel kartpostalı yolladı. Aslında gelen zarfın içerisinden o kadar çok kartpostal çıktı ki ne yapacağımı şaşırdım.  Olayı biraz öyküleştirerek anlatayım. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 29 Haziran 2012

İnsan Manzaraları Üçlemesi [1959]

İnsan Manzaraları Üçlemesi
[The Human Condition Trilogy/Ningen no jôken]

İnsan Manzaları Üçlemesi [The Human Condition trilogy] II.Dünya Savaşı konulu ve genel olarak “savaş karşıtı filmler” içerisinde şu ana kadar izlediğim en gerçekçi yapımların başında geliyor; çünkü yönetmen ve başrol oyuncuları Japon olmasına rağmen kamera hiçkimseyi haklı çıkarmıyor. Mesela “Er Ryan’ı Kurtarmak filmini hiçbir zaman savaş karşıtı bir film olarak izlemedim. Benim gözümde her zaman “savaş filmi” olarak kaldı. Sonuçta belli bir tarafı tutuyor ve bazı yerlerde savaşa methiyeler düzdüğü bile söylenebilir. Oysa savaş karşıtı filmdeki kamera tarafsız bir şekilde olayları yansıtmalı ve kahramanlığa methiyeler düzmemelidir. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 26 Haziran 2012

“Sana ve Güvercin Tüylerine Dair”

Sen bunları okuyacağını bilmiyordun. Oysa yazmaya başladığım andan itibaren senin ne zaman gelip bunları okuyacağını düşünmeye başladım.Sen de benden daha iyi biliyorsun ki başka çaren yok, gelecektin. Sen gelmek istemesen bile aklındaki şüphe, kalbindeki merak getirecekti seni buraya. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 21 Haziran 2012

“Kahve ve Sigara”

 Hollanda’dan Linda bana bu kartı yolladı. Anladığım kadarıyla postcrossing’teki profilimde blogun adresini tıklamış.Filmlerle azda olsa haşır neşir olduğumu anlamış. O da kartpostal olarak bana bu filmin posterini yolladı.Jim Jarmusch’ un “Ölü Adam” diye bir filmi var. Geçenlerde izlemek istemiştim ama kısmet olmadı. Araya, Avrupa Futbol Şampiyonası girdi. Filmi de bir türlü izleyemedim. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 11 Haziran 2012

Ah Güzel İstanbul [1966]

  • Haşmet İbriktaroğlu sabahın erken saatinde kafasını, kaşıkladığı çorba tasından kaldırır, esner, elinin tersiyle ağzını hafiften siler, cebinden tabakasını çıkarır, neredeyse film boyunca ağzından düşmeyecek sigaralardan birini yakar ve kameraya bakarak özgeçmişini anlatır:

Bendeniz Haşmet İbriktaroğlu… Dedemin dedesi Osmanlı sarayında ‘ibrikçibaşı’imiş. Dedem ‘Paşa’, amcam ‘süfera’dan, babam da zengin bir hovarda hem de tüccar.

Beylerbeyinde bir yalıda dünyaya gelmişim. Validem, daha ben bir yaşımdayken yakışıklı bir zabitle kaçmış. Peder, içkide iki hanı ve bir koca köşkü yemiş bitirmiş. Ehh, servetin geri kalanını ayıptır söylemesi biz batırdık, tüccarlığın bir zamane sanatı olarak inceliklerini kavrayamadığımızdan birkaç işten anlamazın aklına uyup birkaç madrabazın eline çevirsinler diye para bıraktık. İflasla beraber yalıyı da sattık. Bir çul artmamacasına geriye kalan ne var ne yoksa hepsini dağıttık.

Şimdi çok rahatız elhamdülillah!

Mütevazı bir meslekte karar verdik, geçinip gidiyoruz, efenim mesleğim seyyar fotoğrafçılık.

Haa başka bir iş yapamaz mıydım?

Yapardım tabi; ama kendi başıma buyruk olmak istedim. Yani böyle iki üç kuruş için -bu esnada esner- hürriyetimi filan satmak istemedim yani.

Kalkmalı, akşamda bir fazla kaçırmışım ki sormayın.

Gönderen: 7.Samuray | 03 Haziran 2012

“…Ama Sonra Oyun Başladı”

Finlandiya’dan geldi bu kart.Gönderen Konkajo…Açıkçası futbolu çok seven biri olarak karta bayıldım. Formaları baya güzel. Milli takımları da olabilir kulüp takımı da.

Kartın altında yazılanın ilk cümlesi ne anlama geliyor bilmiyorum. İkinci cümle için google çeviriden yararlandım:

“Mutta sitten peli alkoi”  Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 29 Mayıs 2012

Sadık Şendil

  • Sadık Şendil‘den bahsederken “Şurda doğdu,şurda öldü” gibi bir girişi ve o girişe iliştirilmiş doğum ve ölüm tarihlerini yazmak istemiyorum. Velhasıl bu yazıyı “Yeşilçam”ı yâd etme olarak da okuyabilirsiniz ya da gerçekten büyük bir “yazarın”  neden ıskanladığı olarak da. Karar sizin… Tamamını Okuyun…
Gönderen: 7.Samuray | 26 Mayıs 2012

“Güneş Topla Benim İçin”

Avusturalya’dan Justine gönderdi. Aldığım en güzel kartlardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Karta tıklayın, en büyük hâline bakarken boyaların güzelliğini daha yakından görebilirsiniz. Aklıma “güneşle” ilgili iki şarkı geliyor karta bakarken, her iki şarkıyı buraya ekleyesim yok,biri yeterli. Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 23 Mayıs 2012

“Turuncu Tramvaydan Büyük Ada’ya”

Bu kartpostalı bana Hollanda’dan Jolanda göndermiş. [Hollanda’dan Jolanda…Türkçe’ye uyarlayınca böyle kafiyeli bir durum ortaya çıkıyor.]

Tramvay bana  istanbul’u anımsattı. Birden balık ekmek kokusu aldım. Gideceği yeri tarif etmeniz için soru soran turistler,akşam üstü eve dönen orta ve alt sınıftan insanlar… Turuncu ülkeden gelen bu kartın ve karttaki tramvayın benim ülkemle bir ilgisi olmasa da şehirlerarası özlem duymamı sağladığı bir gerçek. Bir kart nelere kadirmiş değil mi ? Tanımadığınız insanlar,bilmeden sadece bir kartpostal ile size “özlemeyi” anımsatıyor.

Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 14 Mayıs 2012

“Sibirya’da Köpek Yalnızlığı”

Kart Sibirya’nın başkenti “Novosibirsk”ten geldi[Sibirya Federal Bölgesi’nin başkenti].

Kartı gönderen Mazia… Tamamını Okuyun…

Gönderen: 7.Samuray | 11 Mayıs 2012

“Bir Zamanlar Çin’de”

Bu haftalarda günler feci yoğun geçiyor. İşyerimdeki odama bile zar zor gidebiliyorum. Hafta boyunca ilk defa odama dün gittim. Masada postadan gelen üç adet kartpostal duruyordu. Yine kartpostal ve yine mutluluk… Diğer ikisini daha sonra ekleyeceğim. Önceliği Bruce Lee’nin memleketi Çin’den gelen bu kartpostala veriyorum. Tamamını Okuyun…

Older Posts »

Kategoriler