Gönderen: 7.Samuray | 07 Ocak 2012

“Bir Tel Kopar Ahenk Ebediyen Kesilir”


Benimki de öyleydi. Tüm yaşanmışlıklar gibi oldu bittiye geldi.
Daha doğrusu “oldu” ama uyandığımda her şey daha  bitmemişti.
Anlatayım…

Geceydi ve uykuya dalmıştım. O kadar gerçek bir rüya görüyordum ki rüyada olduğumu bile bilmiyordum. [Şu an sadece bir rüya anlatacağımı düşünüyorsun, yanılıp yanılmadığını hikayenin sonunda öğreneceksin]

Gözlerimi açtım önce, kendi ellerimi bile göremiyorum, zifiri karanlıktayım, ayaktayım. Ayağımı yere vurdum. Beton bir zemine basmıştım, anladım hemen. Ansızın etrafımdaki karanlık  mum ışığıyla aydınlandı. Mumların ışığında  önce kendimi seçebildim. Sonra nasıl bir mekânda olduğumu gördüm. Ve güzel bir kadının ötede durduğunu fark ettim.

Önce Kendim :

Tıraşlı, siyah kravatlı, beyaz gömlekli, siyah  takım elbiseliyim. Hatta çorabım ve ayakkabım da siyah. Rüyamda bile cillop gibiyim.

Nasıl Bir Mekân :

Mekâna lokanta demeyi tercih ediyorum. İsteyen kafe/cafe,  isteyen de restoran/restaurant [1] desin. Mum ışıkları alev almaya başlayınca ortam ne kadar aydınlanırsa aydınlansın loş bir manzara var, duvarlarda  acayip tablolar …

Ve Güzel Bir Kadın :

Karşımda durup gözlerini gözlerime çivi çakmış gibi diken çok güzel biri olduğunu biliyorum ama hatunun fiziğini anlatacağımı düşünmüyorsun değil mi; yoksa sen bu anlatacaklarımı sonu sevişmeyle bitecek erotik bir hikâye mi zannediyorsun ? [Bir an için “Erotik bir hikâye yazsam daha mı iyi olurdu ?” diye düşünmedim değil. Sonuçta daha çok okunacağı kesin. Neyse… En iyisi bu fikri zihnimden atmak ve rüyanın kalanını anlatmak]

Rüyanın Kalanı :

Koskoca lokantanın [isteyen Kafe/Cafe  isteyen de Restoran/restaurant diyebilir] ortasında tek bir masa var. Masanın ortasında bir mum var. Başka da kayda değer bir şey yok. Kadın masanın öbür tarafında duruyor; ama gözlerini bana dikmiş. Çok güzel be… Koskoca mekânda sadece ikimiz varız. “Masaya oturursam acaba o da gelir mi?” diye kendime soruyorum. Zaman kaybetmeden düşündüğümü gerçekleştiriyorum. Masaya geçip oturuyorum. Gözlerimi ondan alamadığım gibi onun bana çivi gibi çakılmış gözlerinden kendimi kurtaramıyorum. Ben masaya yerleştikten sonra o da masaya doğru yürümeye başlıyor. Ellerinde bir şey saklar gibi…
Ellerini arkasında birleştirmiş. Gelip masaya yerleşiyor. Ama ellerini arkasında gizliyor. Göremiyorum. Merak ediyorum.
Gülümsüyor ve ellerini,avuçlarına gizlediğini, bana uzatıyor.

“ELMA MI?”

Bana elma uzatıyor. Hem rengi de sarı.Neden kırmızı değil ki ?

Senin de düşündüğün gibi bir an için aklıma Adem babamız ve Havva anamız aklıma geliverdi:
-Yoksa bu kadın bu elmayı bana vererek sevişmek istiyor da utanıyor mu? [Sonuçta uyuyorum. Milyarlarca erkek gibi rüyamda güzel bir kadın görünce aşağıdaki makine çalışmaya ve beynimin kontrolünü ele almaya başlıyor. Ama rüyalarda kontrol rüyayı görende olmadığı için sürece müdahale edemiyorum. Neyse…]

Yoo,hiç de utangaç birine benzemiyor. Tanrı beni affetsin, kovarsa da cennetinden kovsun ama Elma’yı almak için sol elimi uzatıyorum. Normalde sol elim kırıktır. Üstelik “sağlak”ım, yani sağ elimi kullanırım. Velhasıl  sol elimi uzatıyordum elmayı almak için; ama tam o esnada bir ses, bir şarkı… Şarkıyla /sesle birlikte önce elma yok oluyor. Yok oluş yavaş yavaş kadının ellerine ve oradan tüm vücuduna yayılıyor. Mekân, masa, ışık ve sonrasında mum yok oluyor. Her yer yine karanlığa gömülüyor. Aniden gözlerimi açıyorum. Emin olmak için yorganın altında kendi vücuduma dokunuyorum. Uyandım!
Ses gelmeye devam ediyordu. [Bu bildiğim bir şarkıydı ve şarkıyı kötü bir şekilde söyleyenin sesi odanın içinde yankılanıyordu.]

Rüya gördüğümü ve uyandığımı anlıyorum, tamam da bu ses ne ?
Odanın ışığını yakıp saate bakıyorum. Saat sabahın üçü… [Bu esnada şarkı bütün çirkinliğiyle devam ediyor]
Pencereyi açtım, duvarın dibinde, tam olarak benim odamın pencere dibinde, bizim mahallenin deli’lerinden biri şarkı söylüyor, şaka değil; deli’nin biri oturmuş penceremin dibinde, hem de rüyamın en güzel yerini bölesiye şarkı söylüyor :

” Umrumda değil yaşamak ölmek
Canımdan geçerim senden vazgeçmem
Olur mu bu aşkı bir anda silmek  ?
Canımdan geçerim senden vazgeçmem “ [2]

Deli‘ye sesleniyorum:
-Susmaya niyetin yok mu ?

Başını bana doğru çevirip pis pis sırıtarak cevap veriyor:
-Elma verirsen susarım.[Bu yaşadığım birinci şoktu, bozuntuya vermedim tabi]
-Bekle ama beklerken sus. Sana “Elma” getireceğim. dedim.

Birinin beni izlediğini ve şaka yaptığını düşünerek şaşkın şaşkın buzdolabından elma aldım. Odama döndüm. Pencereden attım, yakaladı elmayı. Kaptığı gibi ısırmaya başladı ve uzaklaştı. İkinci şoku yaşamam uzun sürmedi.

Artık “Sol” elimi kullanıyordum.

*****

Notlar:

*[1]“Restoran/restaurant” sözcüğünden oldum olası nefret ederim. Telaffuzundan da yazılışından da… Nasıl bir sözcükmüşsün amonakoim.

*[2]Senden Vazgeçmem

*“Bir Tel Kopar Ahênk Ebediyen Kesilir” [Yahya Kemal]

*Rüya

* 7 Ocak 2012/Saat 01:03/Çok önceden yazıldı.Bugün bitti.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: