Gönderen: 7.Samuray | 25 Mart 2012

“Allı Gelin”

Bu yazıyı sanırım bir yıl önce bir yerlere yazmıştım. Tesadüfen de olsa buldum, türküleri sevme nedenlerimden biridir burada yazdıklarım. Allı Gelin türküsü sanırım Erzurum yöresine ait ve türkünün söyleniş biçimiyle örtüşen bi hikâyesi var. Yavuz Bingöl‘den dinlemek için buraya tıkla. Sonra hem sözleri hem de yazıyı oku, daha anlamlı olsun:

“Allı Gelin” Türküsünün hikâyesi çeşitli rivâyetlere sahip, ben ise bildiğim  rivâyeti hemen anlatayım isterim ama konuya türküler hakkında bir kaç kelâm etmeden giresim yok.

Anadolu’da yaşayıp da kendine ait Türküsü olmayan bi tane vatandaş bulamazsın. Herkesin –hangi müzik türünü severse sevsin– muhakkak bir Türküsü vardır. Bu kıymeti harbiyesine paha biçilemez olan “anonim” ürünler çoğu kez küçük de olsa bi hikâyenin mahsûlüdür. Türküler, her yeni sevgiliye yazılan yeni bir şarkı değil; tek bir aşka tek bir şahsa söylenmiş ve o şahsa mühürlenmiş anonim sevdalıların sesidir.

Türküleri genellikle son kelimesi birbirine uymuş, kafiyesi kulağa hoş gelen, sanki herhangi bir şey anlatmayan yine de hüzünlendiren, hareketlendiren, gülümseten,ağlatan ya da göbek atmamıza, halay çekmemize vesile özümüzün parçası biliriz. Oysa hepsinin bir hikâyesi var. Zamanla unutulup gidiyor işte.

Şimdi anlatacağım hikâyenin herhangi bir sürprizi yok. Finalinde şok olacağımız bir durum da yok. Bu hikâyeyi  anlatmak istiyor olmamın  nedeni sadece kafiyeli sözlerden ibaretmiş gibi duran Türkülerin hiç de öyle olmadığını bi nebze de olsa göstermek. Bu kadar duygu sömürüsünden sonra artık bu Türkü’nün bana rivâyet olan hâlini yazayım.

Bana yıllar önce anlatılan bu hikâyeye göre vaktiyle evlenme çağı gelmiş bi delikanlıyı[Türkü’deki Garip Oğlan’ı/Erkek‘i] evlendiriverirler. Nişanı düğünü derken gerdek gecesi bizim kumrular koklaşır, öpüşür, sevişir yani o gece ne yapılması gerekiyorsa yaparlar. Aradan aylar geçer, bizimkiler iyice sever birbirlerini. Tabi eski dönemlerde görücü usulüyle evlenildiğinden hatunlar, çoğu defa gözünü bi erkekte açıp yine aynı erkekte kapardı. Bahsettiğim dönemler zor zamanlardır, koca Osmanlı İmparatorluğu köşeye sıkışmış  I.Dünya Harbi’ne girmek zorunda kalmıştır. Eli silah tutan herkes savaşa gidecek ve belki de çoğu bir daha dönemeyecektir. İlle de Yemen’e gidenler…

Yeni damat[Garip Oğlan] sevdiceğini bırakmak istemez, ama  mecburdur gitmeye. Daha evliliklerinin  ilk aylarında olan aşk pıtırcıkları savaşla beraber ayrılığın yeline kapılıverirler. Kadın‘ının koynundan savaşın kucağına gidecek olan “Garip Oğlan”  yemin eder, bir gün dönecektir mutlaka yuvasına. O giderken arkasından sürahiyle su döker Allı Gelin, belki de duaları bir gün kabul olur ve kocası savaştan sağ salim döner kendisine.

Önce başkent İstanbul’a sonra  görev yeri olarak Yemen’e sevk edilir Garip Oğlan. Yemen’e gidenin oysa hâli yamandır. Dönen yoktur ölümün beşiğinden. Mevsimler geçer, kar kış kıyamet geçer ama dönmemiştir Allı Gelin’in sevdiceği. Mevsimler yavaş yavaş soldururken yüzünü bizim gelinin ve geçen uzun senelere bakınca artık o savaşa giden yârdan umudunu keser Allı Gellin; çünkü Yemen’e gitmiştir delikanlı, hem de gidenin dönemediği yere.

Yıllar yılları takip eder,savaşlar biter, barış antlaşmaları imzalanır, milyonlarca insan ya silahlardan ya kıtlıktan ölür. Ama  döneceğine dair  inat etmiş delikanlı nice çırpınışlar, açlıklar ve savaşlar sonrası varır memleketine. Etraftaki insanlar ve kıyafetler değişmiştir. Bir zamanlar tığ gibi delikanlıyken artık saçlarına aklar düşmüş, saçı sakalı birbirine karışmış bu adam, bu hikâyenin iki kahramanından biri olan Garip Oğlan, köyüne doğru yola çıkar.

Artık eşine yuvasına kavuşacaktır. Hasretin tükettiği ateşi sadece tek bir sarılış alevlendirecektir yeniden. Geç vakit köyüne çok çok uzun yıllar ve uğraşlardan sonra varır. İçi içine sığmıyordur. Vakit epey geç ve hava zifiri karanlık… Köydeki evine içindeki bütün özlemle adım adım yaklaşır, pencereden hafifçe başını içeriye doğru uzatır. Uzattığına da pişman olur. Dünya başına yıkılır!

Allı Gelin, gencecik bir delikanlıyla kendi odalarında yan yanadır. Hem de delikanlı Allı Gelin’in dizine başını yaslamış dertleşmektedir. Garip Oğlan çaresizlik içinde kıvranır:

“Demek ki kendisini Yemen’e gidenler gibi öldü bildiler. Demek ki Allı Gelin’i bir başkasına verdiler. Demek ki… Ama yok yok, sabahı bekleyecek ve Allı Gelin’e en azından işin özünü soracaktır.

Bir köşeciğe o soğukta kıvrılır. Sabahı zor eder,güneşle beraber köyde hareketlilik başlar.Allı Gelin  de sabah erken vakit,  dizinde uyuttuğu  delikanlıyı giydirir,öperek evden tarlaya köydeki diğer erkeklerle beraber yolcu eder.Sonra da tandırın başına geçip tandırı yakmaya çalışır.

İşte o esnada kıvrıldığı köşeden saçı sakalı birbirine karışmış tanıdık bir simâ çıkıverir. Acınacak durumdaki bu kır saçlı simâ Allı Gelin’e soru sorar[şimdi türkünün sözlerine geçelim]  :

Saçı sakalı birbirine karışmış Erkek, kendisini İstanbul’dan gelmiş bi Tatar olarak tanıtıp, Allı Gelin’e der ki:

İstanbul’dan gelen Tatar
Kamçısını atar tutar
Garip oğlan nerde yatar
Kondur beni Allı Gelin

Allı Gelin/Kadın,kendisine tanıdık gelen ama onun için Garip(yabancı) olan bu adamın yardım isteğine cevap verir:

İstanbul’dan gelen Tatar
Kamçısını atar tutar
Garip oğlan handa yatar
Konduramam yiğit Seni

Erkek, kendisine yer bulması konusunda ısrar eder :

Büyük Kapı’nın gelini
Kondur beni Allı Gelin

Dedikodudan korkan Allı Gelin/Kadın, istese de yardım edemeyeceğini tekrar eder:

Konduracak yerim yoktur
Konduramam yiğit seni
Dostumdan düşmanım çoktur
Konduramam yiğit seni

Ama bu Garip adamın/Erkeğin niyeti başkadır,asıl sormak istediği soruyu daha fazla dayanamadan sorar:

Al Yorganı kaldır Gelin
Hantallığı yandır Gelin
Koynundaki yatan yiğit
Söyle bana kimdir Gelin

Bu tuhaf  Erkek, Allı Gelin’e sabah evden yolcu ettiği delikanlıyı kastederek   “Koynundaki yiğit kimdir” diye sormuştur ,

Allı Gelin/Kadın şaşırsa da cevap verir:

Al yorganı kaldırmışım
Ben tandırı yandırmışım
Koynumdaki şu yiğiti
Ak sütümden emdirmişim

Bu cevap  karşılığında mutluluktan dört köşe olur adam ; çünkü Allı Gelin’in cevabında dizinde uyuttuğu delikanlının kendi oğlu olduğunu öğrenir. Allı Gelin  müjdeyi “Ak sütümden emdirmişim” diyerek verir.

Bizim savaş yorgunu,yılların saçlarını kırlaştırdığı ,hasretle tutuşan adamın yanlış anlaşılma sonucu boşa üzüldüğünü  hem oğluna hem karısına kavuştuğunu anlarız.

Nasıl mı ?

Çünkü türkünün hızlı ve öfke/hüzün karışımı müziği bitmiş ,   ” Ak sütümden emdirmişim” mısrasından sonra yerini  halay müziğine bırakmıştır.Sevenler kavuşmuş,hasret bitmiş ,kavuşmanın verdiği mutlulukla halay çekilir.Ve bu türkü ve bu hikâye mutlu sonla biter.

Notlar:

  • Hikâyenin özüne dokunmamaya çalıştım. Bazı kısımların benim uydurmam[entellektüel ağızla “kurgum”] olduğunu söyleyeyim. Sonra biri bunu okuyup bana “ayar” vermesin.Küsmeyelim sonra…
  • Yavuz Bingöl’ün “Gülen Az” albümüne bi göz atın.O albüm aslında bu yazının ilham kaynağıydı.

Hörmetler…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: