Gönderen: 7.Samuray | 08 Nisan 2012

Ikiru [1952]

Gayrı meşru uyarı :
Aşağıda okuyacaklarınız filmin içeriği hakkında bilgi bulundurmaktadır…

  • Yönetmen Akira Kurosawa
  • 1952 yapım tarihi
  • Kurosawa’nın has oyuncularından olan Takashi Shimura filmde Kenji Watanabe‘yi canlandırır.
  • “Ikiru”  Japonca’da  “yaşamak” anlamına gelir.
  • Filmin adı tam olarak hikayeyle ötürüşür.  Her gün cimri davranıyor, bir şeylerden kısıyoruz: yiyeceğimizden, tatilimizden, kıyafetlerimizden, gülümsememizden, başkalarını ve kendimizi mutlu etmekten, içkimizden, öpüşmelerimizden, sevişmelerimizden… Kısaca yaşamımızdan kısıyoruz. Kahramanımızı[!] tam olarak tasvir edecek cümleler varsa bu ve benzeri kelimelerden peyda olmalı.

  • Kenji Watanabe, pısırık, asıksuratlı ve cimri bir devlet personelidir.Hatta o kadar cimridir ki “gülmek”ten bile kısmıştır. Hayatın kendisini oluşturan ne varsa Watanabe’de yoktur. Sadece elinde bir devlet memuriyeti ve bankada bir miktar para vardır.Belediyede şef olarak çalışır. Halkın sorunlarını diğer bürokratlar gibi sikine takmaz. Salla başını al maaşını türevinde bir memurdur.Gülmeyi, yemeyi, sevişmeyi, içmeyi unutmuştur. Bu sefil hayatına bakınca Kenji kendince yaşamdan çaldığını zanneder. Oysa gerçekler tam tersidir…Gün gelir ülser olduğunu öğrenir. Çok az ömrü kalmıştır, midesinden yana şiddetli ağrılar çekmektedir. Bununla beraber oğlundan ve gelininden duyacağı sözler onu canevinden vurur; çünkü ömrünü oğlu için para biriktirerek heba etmiştir. Kızıl şafakların ardından kendisine doğru gelmekte olan atlıyı görmektedir. Hem de yıllarını harcadığı belediyeden emekli bile olamadan… O atlı canını almaya gelecektir !
  • Peki Kenji Watanabe “yaşamış mıdır” ?

  • Yaşamamıştır… Hayatın kendisine karışmamış, her gün aynı yemeği yemiş, aynı yoldan  işe ; işten eve gelmiş ve aynı saatte uyumuştur. Hatta dinlediği şarkı bile aynıdır. Ölüm gerçeği kapıya dayanınca  hayatını beyhude yaşamış bu adam bankadaki bütün parasını çeker ama nasıl harcayacağını bilemez; çünkü ömrü boyunca cimrilik etmiştir. Dedim ya o kadar cimri ki gülmekten bile kısmış ve sonunda gülmeyi bile unutmuştur.
  • Az biraz ömrü kalan bu suratsız ihtiyar “yaşamak” ve ölmeden önce ” hayatını anlamlandırmak” ister ama nasıl  yapacaktır?

  • Meyhanenin birinde bir “Yazar”la tanışır. Ona ülser olduğunu anlatır. “Yaşamak” istediğini , nasıl para harcayacağını kendisine göstermesini ister. Şarabın tadını unutmuştur çünkü. Ve kadınları, eğlenmeyi, yemeyi,gülmeyi de…
  • Bu Yazar‘ımız onun kanser hikayesini öğrenince kenji watanabe’ye kılavuzluk eder. Kendilerini bir gece kulübünde bulurlar. Etraflarında bir sürü kadın.Ve tabi içki ve müzik… Kenji watanabe , Piyanist’e “Life is Brief” [hayat kısadır] şarkısının melodilerini çal der. Piyanist çalmaya başlar ve Kenji şarkıyı söyler:

Hayat kısadır,

Aşık olun bakireler kıpkırmızı çiçekler
Dudaklarınızda solmadan önce,
Hayat kısadır çünkü.
Tutkunun gelgitlerinde
İçinin serinliğinde
Bu sizin içindir
Yarını bilmeyenler
Hayat kısadır

Aşık olun bakireler
Uzun saçınız solmadan önce
Kalbinizdeki alevler titreşip ölmeden…
Ki onlar için bugünler asla geri gelmeyecek
İşte ruh budur.
Hayat kısadır

Aşık olun bakireler kıpkırmızı çiçekler
Dudaklarınızda solmadan önce,
Hayat kısadır çünkü.

  • Bu yorumun girişinde “Her gün cimri davranıyor, bir şeylerden kısıyoruz: yiyeceğimizden, tatilimizden, kıyafetlerimizden, gülümsememizden, başkalarını ve kendimizi mutlu etmekten, içkimizden, öpüşmelerimizden, sevişmelerimizden… Kısaca yaşamımızdan kısıyoruz.” diye yazdım.İşte filmin şu şarkısına kadar olan bölüme bakınca bunu gördüm. Kenji’nin hikâyesi biraz da “geç kalmışlık” üzerinedir.

“Yalnız kalmaktan daha kötü şeyler de var hayatta
  Ama genellikle bir ömür alır bunun farkına varmak.
  Ozaman da çok geçtir.
  Ve çok geçten daha kötü bir şey yoktur hayatta… [Charles Bukowski]

  • Filmin büyük bölümünde Kenji, seyirci için bir ölüden farksızdır.Bukowski’nin tabiriyle “geç kalmış”tır. En azından “life is Brief’i söylerken ben böyle düşündüm. Filmin sonunda “yaşamayı”, “gülmeyi” hatırlar. Varoşların mahallesinde salıncağa oturmuş yağan kar’ın altında “yaşadığını” anlarız; çünkü “çok geç” olmadan bir şeyler yapmıştır. Ve bu da onu ölmeden önce mutlu eder. [Bir zamanlar ölü,pısırık ve cimri bir hayat süren bu adam bir anda dünyanın en sempatik belediyecisi oluverir. Ömrünün son anlarını neyle anlamlandırdığını yazmayayım. O da filmi izleyecek olanlara kalsın]

  • Velhasıl Akira Kurosawa‘nın beni en çok üzen yapımı budur. Kendi hayatımdan izler bulurum…Herkese göre değildir. Hayatı monotondan öteye gidemeyen ve olduğu yerde sayıp ölümü bekleyenler içindir bu film. Ve  “çok geç kaldığını” düşünenler içindir.İzleyecekseniz bunu gözardı etmeyin !

Notlar:

  • Charles Bukowskinin hiçbir eserini okumadım alıntı yapınca kendisini hatmemişim gibi bir intiba oluşabilir.Böyle bir şey yok.
  • Bu film hakkında daha sağlam bi yazı okumak isteyenler Sanatlog‘a baksın.
Reklamlar

Responses

  1. Ikiru, izledigim dorduncu Kurosawa filmiydi. Ondan onceikler Yojimbo, Shichinin no Samurai ve Ran idi. Her ne kadar onceden konusunu okumus olsam da bu uc filmden sonra boyle naif, kirilgan ama bir o kadar da keskin bir film beklemiyordum. Ilk basta normal vatandas gibi “tpuff ne bicim evlatlar yetistirmis.” seklinde bir mesaj alsam da asil tepkinin sisteme ve burokrasiye olduguna kafam biraz gec basti…Bu konuya deginen bir cok film var ama bunu bir insanin hic yasanmamis hayati uzerinden yapani ilk defa gordum. Oylesine nefes alip vererek yasanmis bir hayat icin Takashi Shimura’ninkinden daha iyi bir yuz ifadesi olamazdi. Bu acidan allahsi bir cast olmus.

    • Akira’nın diğer filmlerinde kahramanlar ölse bile film boyunca kendilerini belli bir karizma çerçevesinde izlerim. Burada biraz daha farklı bir durum var. Finale kadar acımak dışında bir his beslemediğim “Kenji” için.

      Sistem ve bürokrasi konusuna yazıda daha fazla yer verecektim. Olması gereken de buydu. Ama yazının sonunda verdiğim blogun linkinde bu konu daha fazla deşildiği için en iyisi ben “his”ler üzerinden anlatayım dedim. Aslında senden önce davranıp yazmış gibi oldum. Eğer sen meşgul olmasaydın belki şu anda ben senin blogunda bu film hakkında bir şeyler okuyor olabilirdim :)
      Okumaya değer bulduğun için teşekkürler Mikal Zia .

      • Ikiru’yu yazmayi dusunmuyordum. Bi kamyon taslak var. Ona siraya gelinceye kadar aksam olur :)
        Bir de benim filmden aldigim mesaj “burokrasi ne kadar boktan, bu ne bicim belediye…” falan degil “hayat kisa, asik olun bakireler…” oldu acikcasi. Yani zaten ayni seye odaklanmisiz :))

  2. “bi kamyon taslak”
    Şaşırmadım :)

  3. şimdiye kadar izlediğim en etkileyici savaş filmlerinden biri olan Ran eleştirisini de bekliyoruz.

    • Çok isterdim ama Ran gerçekten büyük çaba istiyor :)
      Yine de “neden olmasın” deyip bakmam lazım. Teşekkürler.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: