Gönderen: 7.Samuray | 10 Ekim 2012

“Asla Unutulmayanlara…”

90’lı yıllar… Köhne ilçemin kavurucu sıcağında bir çocuk için yapacak pek bir şey yoktu. Hele bir de hafif bir rüzgar esmeye görsün kirli ve sert yüzlerden oluşan memleketimin insanları toz duman içinde kalırdı. Zaten şehrin kendisi gibiydi insanlarım. Hemen hemen hepsinin griye çalan kıyafetleri vardı. Şehirmiz, insanlardan, tozdan ve griden oluşurdu.

Geceleri Suriye’nin ışıklarını görecek kadar ülkenin güneyindeydik. Bütün yıl susuz geçerdi yağan nadir yağmurlar dışında. Toprak, taş ve tozdan oluşan dümdüz bir ovada benim gibi çocukların tek meşgalesi sokaklarda avare avare oyun oynamaktı. Hiçbir zaman büyüyemeyen “Teneke Trampet” kafalı biriydim, nedense bir anda çalışma hevesine kapıldım. Ortaokul son sınıfta “Kekeç Serdo” lakaplı arkadaşıma çalışmak istediğimi söyledim. Meğer kendisi tamirci çıraklığı yapıyormuş. Kekeleye kekeleye bana iş bulacağını söyledi. Bir gün sonra gelip ustasının beni çağırdığını söyledi. Gittim. Gider gitmez gelecekte hep güzel hatırlayacağım ustam, arabanın altında bana seslendi:

– On iki on üçü ver !

-On iki on üç mü ?

Aptal aptal önce etrafa baktım, sonra Kekeç Serdo’nun mavi gözlerine baktım, “on iki on üç ne lan ?” der gibi. Bu esnada Kekeç fırladı hemen, duvardaki tahta panoda duran alet edevattan birini seçti ve -on iki on üç anahtarı- verdi ustayaa. Kekeç’in bana dönüp sırıttığında ne kadar gururlandığını görebiliyordum. O anahtarı alıp hızlı bir şekilde arabanın altındaki ustaya uzatmak büyük marifetti. İmrendim, heyecanlandım…

Ustayla o gün konuşmadık, bana zaten hiçbir şey demedi. Bu bi nevi sessiz anlaşmaydı. İşe başlamıştım. Ustam garip bir adamdı. çok fazla konuşmazdı. Gençti de üstelik…

Haftasonuna kadar tek tük gelen arabaların bakımını yapan ustama Kekeç Serdo’nun yardımıyla alet edevat yetiştiriyordum. Gururu ve heyecanı aynı anda yaşıyordum. Ustamın garip bir huyu daha vardı. ona “usta” denmesinden nefret ediyordu. Kekeç, kaç defa uyardı beni. Ne diyeceğimi de söyledi tabi : “İbram” [İbrahim’in bizim taraflardaki söyleniş biçimiydi bu]

Günler ilerledikçe ustamın Tanrı’nın unuttuğu, dualarını duymadığı insanlardan biri olduğunu anladım. Zaten çok az iş vardı. Arabasını tamir ettirenler de para vermeden gidiyordu. Ustam, insanlardan “El Emeği”ni isterdi elini uzatarak. Arabasını tamir ettiren götverenler ise onun elini sıkarlardı ve pis pis sırıtarak dükkandan hızla uzaklaşırlardı. Bu ustamın anlamlandıramadığım huyuydu. Gençti, yakışıklıydı, cesurdu da… Tek bir kusuru vardı, insanlara “hayır” diyemiyordu. Oysa işyerimiz sinek avlarken para her zamankinden daha fazla lazımdı kendisine. Ve Tanrı, ustamın bütün dualarına, dileklerine “hayır” diye yanıt veriyordu.

Sinek avlama mevzusunun ne olduğunu zaten orada gördüm. Neredeyse aylarca tek bir araba dükkandan içeri girmezdi. Aküye bağladığımız araba teybinden Şivan Perwer dinlerdik günboyu, bu bizim ritüelimizdi. Günler uzadıkça uzardı. Bu süre zarfında ben ve Kekeç Serdo, o bunaltıcı sıcakta kocaman dükkanın köşelerine oturup sürekli bir şeyler temizliyor, birbirimize sataşıyorduk. Temizleyecek bir şeyler kalmayınca da dükkanın içerisinde sarhoş gibi dönen sinekleri avlamaya başlardık.
Sinek avlardık !

Ustam başkalarından borç alarak haftalıklarımızı ödüyordu, aylarca sinek avlamak dışında bir şey yapmadan öylece oturmamıza rağmen. Paraya kıymet vermemeyi ondan öğrendim. insanlara güvenmeye çabalamayı da… “İyiler hep kazanır” derler. Tanrı’nın unuttuğu iyi insanlar oysa kaybederdi.

Bana garip gelen bir durum daha vardı. Aylarca dükkanı temizlemek ve sinek avlamak dışında hiçbir iş yapmadığımız hâlde ne zaman akşam eve dönsem üstüm başım yağ, pas içerisindeydi. Annem piknik tüpünde ısıttığı suyla yıkardı beni. Güzel günlerdi… Sonra bir gün taşınmak zorunda kaldık bilmediğim bir şehre. Ustamla o zaman vedalaştım. Kekeç Serdo eşyaları taşımamıza yardım etti. Kamyonetin arkasına binmiştik küçük kardeşimle. Kekeç Serdo’yla son defa göz göze geldik, kamyonet onu yavaş yavaş geride bırakırken mavi gözlerinden yaşlar aktığını gördüm. O gün ne yazık ki hayatımdaki tek arkadaşımı geride bırakmıştım. Şimdilerde herkes gidiyor. Benim aklımda Kekeç Serdo’nun gözlerindeki yaşlar kaldı.

Benim gibi Teneke Trampet kafalı, büyümeye niyeti olmayan bir çocuğun hayatında bir kaç iyi insanın olduğu güzel zamanlardı. Sinek avlıyorduk, griydik, yüzümüz susuz toprağa benziyordu; ama mutluyduk, kalbimiz ve o dükkanda insanlığımız vardı. Aradan neredeyse 15 yıl geçti. Ben hâlâ Teneke Trampet‘im, kalbimde hâlâ o tamirci dükkanı var; ama insanlık uğramıyor dükkanıma, sarhoş sinekler avlıyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: