Gönderen: 7.Samuray | 24 Şubat 2013

Kelebeğin Rüyası [2013]

44278_413562588732224_1896271609_n534784_413493152072501_1785009301_n536122_413523055402844_1367066997_n

*Yönetmen:
Yılmaz Erdoğan

*Oyuncular:
-“Şair” Rüştü Onur rolünde Mert Fırat
-“Şair” Muzaffer Tayyip Uslu rolünde Kıvanç Tatlıtuğ
-“Şair” Behçet Necatigil rolünde Yılmaz Erdoğan
Suzan rolünde Belçim Bilgin
Mediha Sessiz rolünde Farah Zeynep Abdullah

*Senarist:
Yılmaz Erdoğan

*Yapım Yılı:
2013

Film Hakkında:

  • Gösterimde olan bir film hakkında yazmak, o filmi yorumlamak, ondan uzun uzun bahsetmekten pek hazzetmiyorum. Mümkün olduğunca eski filmlere yönelen, popüler olandan çok az bahseden biriyim. İlk defa bir kaç gün önce sinemada zar zor yer bulup izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum. Yazacaklarımı bir şeyler dikte etmek için değil, filmi izlemek için küçücük bir neden arıyorsanız bunun da “Şiir” olduğunu söylemek için yazacağım. Sözü çok uzatmadan filmden biraz bahsetmek daha doğrusu filmi “övmek” istiyorum. Belki filmi izleyecek olanları yanlış bir şekilde ve büyük beklentiyle salonlara yönlendirmiş olacağım ama “Kelebeğin Rüyası”nın bunu hakkettiğini düşünüyorum. Gelelim filme…
  • Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Yılmaz Erdoğan‘ın en iyi filmi ama aynı zamanda sinemamızın da en iyi “dönem filmi”. Demek ki isteyince, özen gösterince, işi ciddiye alınca “şiir gibi film” çekebiliyoruz. Buna hiç katılmasam da bir kaç defa denk geldiğim bir durum vardı, kimi çevrelerce şiir kabiliyeti, yazarlığı her daim tartışma konusu oldu Yılmaz Erdoğan‘ın. Oysa Otogargara“, “Cebimde Kelimeler“, “Sen Hiç Ateşböceği Gördün ?”, “Bana Bir Şeyhler Oluyor ve televizyon sayesinde onu ailemizin Mükremin Abi‘si yapan Bir Demet Tiyatroile rüştünü ispatlamıştı. Daha sonra zamanla olgunlaşacağı sinemaya el attı. Vizontele ile bir fidan dikti. O fidan en sonunda öyle bir olgunluğa erişmiş ki bugün karşımızda benzer filmlerin çekilmesine vesile olacak bir film var. Kusursuzluktan bahsetmiyorum. Kesinlikle kusuru vardır her filmin. Ama Metin Erksan‘ın “Sevmek Zamanı” ve Atıf Yılmaz‘ın “Ah Güzel İstanbuldan sonra sinemamıza armağan edilmiş üçüncü “şiir” tadında filmdir. Hatta söz konusu “Şiir” olunca Kelebeğin Rüyası daha fazla şiir’dir; çünkü başrolü “şiir”dir. Velhasıl Yılmaz Erdoğan yazmak kabiliyetinin yanında sinemacıdır, hem de dibine kadar… O şiirler, sözcükler nasıl da yer etmiş beyazperdede; her kadraj nasıl da anlatıyor sözcükleri… Belki filmi izlerken “iyi de Amerikalıların benzer bir çok çok filmi var. Kadrajından görüntüsüne kadar” diye aklınızdan fikirler geçebilir. Sorun şu ki günümüze kadar kıyasladığımız yabancı sinemanın kalitesine ulaşan, hikayeyi elinden geldiğince seyirciye aşılamaya çalışan, fonda var olan renklerle repliklerin uyumunu yakalayan benzer bir dönem filmimiz yok! Hemen hemen gösterime giren bütün yerli filmler için seyirciden duyduğum en basit eleştiriyi yazayım: “Televizyonda da izlenebilirdi. Diziden farkı yoktu.” İşte Kelebeğin Rüyası, kıymet bilen seyircisine en azından bu hainliği yapmıyor. Sinemada izlenmesi gerekir bu yüzden.
  • Film, bir defa bizim yerli yapımların hastalığı olan hikayeyi bir an önce bitirip seyirciyi eve yollama derdinde değil. Süresinin uzun oluşuna sevindim. Karakterleri sevmek, onları anlamak için zaman bulabiliyoruz. Özellikle Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu karakterlerine filmin aceleye getirilmeyen tavrı sayesinde aşina oluyoruz.
  • Kelebeğin Rüyası‘nın en büyük artısı bence hikayesi; çünkü bir filmin hikayesi yoksa en önemli ayağı sakat kalır. Yılmaz Erdoğan‘ın, temel amacı seyirciyi güldürmek olan filmlerinde bile mutlaka dişe dokunur bir hikayesi vardı. Rüyasına daldığımız kelebek onun sinemadaki en iyi hikayesi. Bir de bazen filmlerin isimlerine bakıp isim ve film arasında bir türlü bağ kuramam. Oysa Yılmaz Erdoğan, bu konuda çok iyi iş çıkarmış.
  • Komedi filmi izleyeceğini düşünen bir çok seyirciyi tatmin etmeyecek bir şey varsa o da filmin ilk yarısının ikinci yarısından daha akıcı, biraz daha renkli olduğudur; çünkü ikinci yarısından itibaren hikaye yavaş yavaş “kasvetli” bir hâl alıyor. Bu da filmin yönetmen etiketine bakıp “kesin komik filmdir” diye gelen seyirci için kötü bir izlenim yaratacak. Sinemamız sadece komediden veya salya sümük ağlanacak filmlerden ibaret olmamalı. Bu yönden yönetmenin olayı dramatize etmeden, daha doğrusu dramı tadında bırakarak şahane bir iş çıkardığını düşünüyorum.
  • Mert Fırat, Kıvanç Tatlıtuğ, Yılmaz Erdoğan ve Farah Zeynep Abdullah‘ın çok iyi oynadığını ama Belçim Bilgin ‘in bu hikayeye uymayan tek oyuncu olduğunu söyleyebilirim; çünkü “Suzan” karakterinin en azından perdedeki Kıvanç Tatlıtuğ‘dan daha güzel olmasını bekliyor insan. Garip, ama böyle!
  • Film bitince şiirin mi, şairin mi yoksa aşkın mı hikayesini izlediğime bir türlü karar veremedim, velhasıl başrolde şiir var.
  • Türkçe ilk tangoları seslendiren Seyyan Hanım“a da yer verilmiş ya da onun seslendirdiği tangolara… Emin değilim ama filmin balo sahnesinde şarkıları duyunca çok mutlu oldum. Bu bile güzel bir ayrıntıydı.
  • Yılmaz Erdoğan‘ın ve filmdeki hemen hemen her ismin popülerliği filme halel getirmemiş. Böyle bir pazarlama şekli vardır, iyi oyuncular perdeye yansıyınca cukkayı toplarsın. Açıkçası filme giderken biraz bu tedirginliği yaşadım. Ama film bitince önyargım yerle bir oldu.
  • Muzaffer Tayyip Uslu hakkında çok fazla bilgim olmasa da Mert Fırat‘ın canlandırdığı “Şair” Rüştü Onur‘la ilk tanışmam Servet Kocakaya‘nın ilk albümüyle olmuştu. Servet Kocakaya, “Zor İş” adlı parçasının girişinde Rüştü Onur‘a ait, benim de hâlâ ezbere bildiğim tek şiiri okur:

Ben ölsem be anacığım
Nem var ki sana kalacak
Ceketimi kasap alacak
Pardösümü bakkal
Borcuma mahsuben
Ya şiirlerim
Ya aşklarım ne olacak
Ya sen…
Ya sen nasıl bakacaksın
Ele güne karşı insan yüzüne
Hülâsa anacığım
Ne ambarda darım
Ne evde karım var
Çıplak doğurdun beni
Çıplak gideceğim

  • Kamera kullanımı, maden sahneleri, kostümler… Yani döneme, şiire, şaire ve aşka fon teşkil eden her şey, hayatlarının merkezine “Şiiri” yerleştirmiş üç şairin hikayesi eşliğinde, beyazperdede insanın ruhunu doyuruyor. Filmden çıkınca şiir yazma aşkıyla doluyor insan. Unutmayın, Şiir, bahanesidir hayatın
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: