Gönderen: 7.Samuray | 04 Aralık 2013

Sholay [1975]

9042_SHOLAY

Yönetmen:
Ramesh Sippy
Senaryo:
Javed Akhtar & Saleem Khan
Başroller:
-AmitabhBachchan(Jai)
-Dharmendra(Veeru)
-Snjeev Kumar(Thakur)
-Amjad Khan(Gabbar Singh)
-Hema Malini(Basanti)
-A.K. Hangal (İmam Sah’ab)
Yapım Tarihi:
1975

Sholay, dünyanın en büyük ikinci nüfusuna sahip, en fakir ülkelerden biri olan Hindistan’da 38 yıl önce çekilmiş. Bu Hint yapımı film, tamamen gişeye oynamış bir klasik. İzlememiş olanlar muhtemelen bu yazıda “Sholay”ı neden izlemesi gerektiğine dair bir argüman arayacaktır. Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki eğer Amerikan ve İtalyan  westernine taş çıkartacak Hindu westerni nasıl olur diyorsanız, klasik film seviyorsanız, bir tutam müzikal, bol aksiyon, yürekleri dağlayacak dram, sürprizini bozmadan ilerleyen macera, absürtlüğün zirvesi sayılabilecek kavga sahneleri ve komedi filmi seviyorsanız; Tarantino filmlerine bayılıyor, onun senaryolarını, hikâyeyi kurgulayışını seviyorsanız, “Sholay”, bu ve daha binlerce neden için izlenmeyi hak ediyor. Eğer Sholay’ı izlemek için bunlar yeterli değilse, film hakkındaki en can alıcı argümanımı sahaya süreyim: Sholay, Hindistan sinemalarında tam tamına beş buçuk yıl gösterimde kalmış. Hindistan’da gişeye yönelik filmlerin (Blockbuster Film) atası kabul ediliyor. Gösterime girdikten sonra birçok film eleştirmeni tarafından yerden yere vurulsa da kulaktan kulağa ünü gittikçe yayılmış ve aynı filmi sinemada yeniden izlemek için uzun kuyruklar oluşmuş.

Peki, Sholay’ın bu kadar sevilmesinin altında yatan neden ne olabilir? Üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen izlediğim bazı Bollywood ödül gecelerinde Amitabh Bachchan sahneye davet edilirken “Sholay”a özel bir vurgu yapılıyor.  Bunun nedeni bence bizdeki gibi ezilen, aç ve sefil halkın haydutlara ve zalimlere karşı mücadele edecek -hayali bile olsa- kahraman ihtiyacından kaynaklanıyor. Jai(Amitabh Bachchan) ile Veeru’nun(Dharmendra) haydutları vuran mermileri, zalimleri döven yumrukları, Hintli seyirciler için sinemada geçirilen bu üç saat, hayatları boyunca rövanşını alamayacakları adaletsizliğe karşı bir nevi teselli gibi duruyor. Yoksa beş buçuk yıl gösterimde kalan filmin başka izâhı olamaz.

Biraz da Sholay’ın filmde ön plana çıkan karakterlerinden ve hikâyesinden bahsetmek istiyorum. Gabbar Singh adında bir haydutla köylülerin başı derttedir. Eski bir polis olan Thakur, Gabbar‘ı yakalaması ve köyü korumaları için iki dolandırıcıyla(Veeru ve Jai’yle) yüklü “para” karşılığında anlaşır. Neden bir suçluyu yakalamak ve yok etmek için başka suçluları işe aldığı sorulunca Thakur’un kendince bir cevabı vardır: “Çünkü çivi çiviyi söker…”


SholayVeeru
’yu oynayan Dharmendra‘nın her ne kadar filmin esas oğlanı olup jenerikte adı önce geçse de  Amitabh Bachchan,  Jai rolüyle  birlikte Bollywood’ta popülaritesini arttırmış,  Sholay‘dan sonra ne zaman perdede  görünse salonlardan çığlıklar yükselmiş, kötü adamları patakladığında bizdeki eski sinema salonları gibi seyirciler mutlulukla adını haykırmış, ona adeta tapanların alkışları salonları inletmiş, öldürüldüğü sahneler tepki toplamış, filmleri gözyaşları eşliğinde devam etmiş…   Hindistan’da birçok hayranının Amitabh Bachchan’ı “Avatar” yani insan suretinde Tanrı olarak gördüğünü belirteyim. En İyi  Film Oscar Ödülü’nü alan 2008 Hollywood yapımı  “Milyoner Sokak Köpeği”  adlı filminde de bol bol saygı duruşu vardı kendisine. Filmin komedi ayağı Veeru’nun(Dharmendra)  üzerinden gelişiyor. Biraz garip gelebilir ama Sholay‘daki bir sahne bizim Kibar Feyzo’daki bir sahneyle örtüşür. Feyzo, Gülo‘ya kavuşmak için minareye çıkıp atlayacakmış numarası yapar. Benzer bir sahne Sholay‘da mevcut. Veeru, kendisine Basanti‘yi vermedikleri için sarhoş bir şekilde su deposuna çıkar, sağa sola sataşır, numara yapar…

Sholay’da öne çıkan tek Müslüman karakter, köyde herkesin saygı duyduğu İmam Sah’ab‘tır. Kördür. Gabbar Singh, onun oğlunu ibret olsun diye öldürür. Oğlunun cesedi köy meydanına at sırtında gelir. Köylülerden biri, “Veeru” ve “Jai”nin Gabbar‘la olan mücadelesinin bu ölümlere neden olduğunu, köyden uzaklaşmaları gerektiğini ve köye yük olduklarını, köylülerin bu yüke dayanamadıklarını iddia edince, oğlunun cesedinin başında duran İmam Sah’ab, unutulmaz bir konuşma yapar:

“Yükün ağırlığına dayanamamanın sözünü eden kim? Sen, dünyadaki en ağır yük nedir bilir misin?  Oğlunun tabutunu taşıyacak bir babanın yükü… Daha büyük bir yük olamaz. Ben böyle bir yükü taşımaya hazırken sen bu sorunla savaşmayı mı reddediyorsun? Çok inandığım bir şey vardır: Onurlu bir ölüm, aşağılanma dolu bir yaşamdan iyidir. Ben bir evlat kaybettim. Ama yine de onların(Veeru ve Jai’yi kastederek) köyde kalmasını istiyorum. Gerisini size bırakıyorum. Namaz vaktim geldi. Bugün Allah’a bana neden bu köy için feda edebileceğim daha çok evlat vermediğini soracağım.”

İmam Sah’ab‘ı oynayan A.K. Hangal, aktörlüğünün yanında Hindistan’ın İngilizlerle mücadelesinde ve özgürleşmesinde mücadele etmiş bir komünist ve Hintli özgürlük savaşçısıdır. Bu yüzden yıllarca hapis yatmıştır. Böyle bir rol için daha iyi bir tercih olamazdı. Hindistan’daki Müslüman azınlığı ve dinler arasında süregelen çatışmaları düşünürsek 38 yıl önce çekilen bir filmde Müslüman bir karaktere filmin en dramatik sahnelerinin birinde yer vermek, haksızlığa, haydutlara karşı dik durmasını sağlamak, bu role Hindistan’ın özgürlüğü için mücadele etmiş birini uygun görmek hoşuma gitti.

27sd3

Ve geldik tüm zamanların kötülük abidesi sinema karakterlerinden birini tanıtmaya: Gabbar Singh… O, salt kötülüğü temsil eder.  Thakur’un en büyük düşmanıdır. Filmdeki replikleri Hintlilerin gündelik hayatlarına sızmış, birçok Hintli komedyene malzeme vermiştir. Replikleri, Hint argosunda sıklıkla kullanılıyor-muş. Hatta kendisinin ismiyle komedi filmleri de mevcut. Dileyen youtube’tan arayıp bulabilir. Ama Gabbar’ın neden bu kadar kötü olduğuna dair Sholay’da geçmişiyle ilgili bir fikir edinemeyiz. Onu gördüğünüz andan itibaren kendisinden korkmak zorundasınız. Çünkü onu mutlu eden tek şey insanlara verdiği korkudur:

“Samba, devletin başıma koyduğu ödül ne kadardı?
-Tam tamına 50 bin Rupi.
Duydunuz mu?
50 bin!
Ve bunun sebebi buradan 100 kilometre uzakta bile,  gece bir bebek ağlayıp dururken annesinin:
‘Uyu, yoksa Gabbar Singh’i çağırırım.’ demesidir.”

Filmin yarattığı etki, efsanesi ve hikâyesi, karakterleri hakkında daha fazlası yazılabilir. Hatta Sholay‘ı izlemeniz için öne sürdüğüm nedenlere bakınca bunların hepsinin tek filmde toplanmış olması garip gelebilir. Ama Bollywood filmlerine azıcık aşinaysanız  seyirciyi kaçırmamak için her çiçekten bal alıp kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeden film çektiklerini anlarsınız.  Sholay’ı izleyenlerin de göreceği gibi filmin Doğulu mu yoksa Batılı mı olduğuna karar vermek gerçekten çok zor. Çünkü Sholay, hem her ikisi hem de hiçbiri. Hikâyesi kendinden önce gelen birçok filmden etkilenmiş veya hikâyede yer alan karakterlerin sinemasal değeri yüksek filmlerle bağı bulunmakta. Akira Kurosawa’nın “Yedi Samuray”ı ile Charlie Chaplin’in “Büyük Diktatör”ü  bu konudaki savıma örnek verilebilir.  Birçok filmden etki söz konusu olsa da ortaya nev’i şahsına münhasır bir eser çıkmış. Bu yazıyı okuyanlar bana katılır mı bilmiyorum ama sadece Hint filmlerini izlerken aynı filmde türler arası geçiş rahatsız etmez. Komedi, müzikal, aksiyon, macera, dram… Sholay, bunun en güzel örneği. Velhasıl her çiçekten bal bulabileceğiz, bu tuhaf Hint klasiğini bulursanız kaçırmayın, sonra bana teşekkür edeceksiniz.

Notlar:

  • Filmde iyi adamlar kötü adamlara kızarken “Haramzâde” tabirini kullanıyor. “Haramzâde” sözcüğünü çevirmenler İngilizce’ye “O…Çocuğu” diye çeviriyor. Bizdeki mânâsı malum.
  • Jai ve Veeru, Hintçe “zafer” ve “kahramanlık” anlamına geliyor.
  • Sholay’ın anlamı “korlaşmış ateş” veya “köz”.
Reklamlar

Responses

  1. selam Mehmet, kartpostalları nereye gönderiyorum?
    narayama türküsünü çevirmek üzere internete adını yazdığım anda altyazılı izle diye link çıktı: http://unutulmazfilmler.com/the-ballad-of-narayama-narayama-turkusu.html#izle
    altyazısı çalışlıyor mu diye filmin ortalarında bir yerleri tıkladım, adam nehirde bir bebek buldu, ölmüş kaskatı kesilmiş gibi görünüyor… rüyalarıma girer şimdi… oturup cinema paradiso’yu izleyeyim en iyisi :)

    • Selam Zeynep, senin bahsettiğin filmle benim bahsettiğim film konu olarak aynı olsa da aralarında 20 yıldan fazla fark var.Linkini verdiğin film, benim bahsettiğim filmin daha yeni versiyonu.
      Ben daha eskisinden bahsediyorum (1958 yapımı)
      Ayrıca senin baktığın film eskisine göre daha sert, bu yüzden bünyem kaldırmaz diyorsan uzak durman evladır ve bu yüzden Cennet Sineması’nı izlemen daha doğru olur. :)
      ***
      Aşağıda uzun uzadıya anlattığıma bakma, aslında uygulamalı olarak, bilgisayar karşısında anlatsaydım iki dakika sürerdi. Yazınca detyalandırmak istedim.:)

      Madde madde sana kartpostal olayını yazayım. O şekilde takip edersin. Zaten sen de İngilizce sular seller gibidir şimdi. Bu yüzden bahsedeceğim siteye girip olayın nasıl gerçekleştiğini anlaman kolay olacaktır:

      1) http://www.postcrossing.com adlı siteye giriyorsun. Önce kayıt işlemini gerçekleştireceksin.

      2) Profil oluşturuyorsun. Biraz kendinden bahsedersin, biraz ne tür kartpostallardan hoşlanacağına dair bilgi verirsin. Hatta kendi blog adresini de ekleyebilir, insanların senin ne tür şeylerden hoşlandığına dair bi fikir verebilirsin. Çünkü sana kart yollayacak insanlar profilindeki bilgilere göre seçim yapıp sana kart yollayacaktır.
      3) En önemli adımlardan biri adres. Çünkü sana kartların ulaşması PTT yoluyla olacak. Buna göre bir adres vermen önemli.
      4) İstiyorsan profil sayfan için “avatar” seçersin.

      Şimdiye kadar bahsettiklerim herhangi bir siteye üye olurken kullandığımız yöntemler. Gelelim işin önemli kısmına. Postcrossing’e üye olduktan sonra eğer sana kartpostal gönderilmesini istiyorsan senin başlangıç olarak beş tane kartpostal göndermen gerekiyor. Zaten sistem böyle işliyor. Gönderdiğin, ulaşan kart sayısı kadar sana kartpostal gelecektir.
      Peki bunu nasıl yapacağız?
      1) Profilini oluşturduktan sonra Avatarının hemen altında “Send a Postcard” diye bir seçenek var. Ona tıkla. Daha sonra “I’ve read the notes above and want to receive an address to where I’ll send a postcard” ı onayla. Ve “Request Address”e tıklıyorsun.

      2) Siteye üye olurken kullandığın mail adresine giriyorsun. Mailinde postcrossing’ten sana gönderilmiş bi profil göreceksin.[Önce beş kişiye göndermen gerekiyor. Yani sen 1. Maddedeki işlemi beş defa yaparsın ve ve mailine beş adet kart göndermen gereken profil gelecektir.]

      3) Postcrossing’in en güzel yanına geliyoruz şimdi. Mailine gelen bu Profillerin sahipleri senin onlara kart yollayacağından habersiz. Sen okuduğun profillere göre kartlar seçersin ve onların adresine postalarsın. Elbette profillerinde var olan isteklere göre kart seçmek zorunda değilsin. Ama varsa elinde göndermen karşı tarafı mutlu edecektir.

      Dananın kuyruğunun koptuğu yere geliyoruz.
      Peki sen kartların ulaştığını nereden bileceksin?
      1) Mailine gelen profillerle beraber sana büyük puntolarla yazılmış, her profil için ayrı ayrı kodlar verilecek. Yani her kartın bir kodu var. Örnek: “DN-265179” veya “TR-583466” gibi…
      Hangi profile hangi kartı göndereceksen o profile/karta ait Kodu mutlaka kartpostalın arkasına, dikkat çekecek, büyük harflerle yaz. Bu çok önemli.

      2) Karşı tarafa kartpostal ulaştığında şahıs o kodu postcrossing’te, avatarın hemen altında solda, yer alan “Register a postcard”ı tıklayıp siteye ekleyecektir. Ve karşısına senin profilin çıkacak. Ve kartı kendisine kimin yolladığını öğrenecek :)

      3) Karşı taraf kartın kodunu girdikten sonra “Karpotalının ulaştığına dair” sana da bilgi maili gelecek.

      4) Muhtemelen bilgi mesajında kartı gönderdiğin şahsın “sana teşekkür mahiyetinde mesajı gelecektir.

      5) Avatarının hemen altında,solda, yer alan paneli biraz kurcalarsan hangi kartın kaç mil yol aldığını, kaç günde karşı tarafa ulaştığını görebilirsin.

      6) Sitede ayrıca kod olmadan, doğrudan mesajlaşarak “Swap”[Takas] bölümü bulunmaktadır. Eğer istersen yolladığı kartları beğendiğin kişilerle siteden mesajlaşarak [siteden yollanan mesajlar karşı tarafın posta adresine gider] iletişime geçebilir ve kartpostal takası yapabilirsin.

      7) Tekrar hatırlatayım. İlk başta beş adet kart yolluyorsun. Sana da aynı sayıda kart gelecek.Sen de eline geçen kartlardaki kodu siteye girmeyi unutma:)
      Zamanla göndereceğin kart sayısı arttığı gibi eline ulaşacak kart sayısı da artacaktır.
      ***

      Postcrossing’in en güzel yanı varlığından habersiz, dünyanın farklı yerlerindeki insanların seninle bir defa bile olsa irtibata geçecek olmasıdır. Ayrıca bunun tersini kartlar eline geçince hissedeceksin. Bir sabah uyandığında posta kutunda tanımadığın, bilmediğin ülkelerden insanlar sana sözcükler ve güzel kartlar yollamış olacak. Hem de kartların kaç günde ve ne kadar uzaktan geldiğini bileceksin. :)

      PTT’ye gittiğinde göndereceğin kart ücreti 2 tl civarı.
      Kendine yeni bir hobi edinmek için denemen güzel olur :)

  2. verilen bilgi için tesekkürler

  3. Bilgilendirme için teşekkür ederim iyi çalışmalar :))

  4. Güzel bir paylaşımda bulunmuşsunuz tebrik ederim emeği geçen herkesin emeğine sağlık iyi günler diliyorum..


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: