Gönderen: 7.Samuray | 16 Ekim 2014

Baran[2001]

poster

Yönetmen & Senarist:
-Majid Majidi,
Oyuncular:
-Hossein Abedini(Latif)
-Zahra Bahrami(Baran/Rahmet)
-Mohammad Amir Naji(Memar)
Ülke/Yapım Tarihi:
-İran/2001

Sınır komşumuz, dini, kültürel ve ticari birlikteliğimiz olan İran,  söz konusu sinema olunca bizim bu konuda daha ne kadar yol almamız gerektiğini bir kez daha ispatlıyor. Bizden kat be kat sansürün mevcut olduğu bir ülke olmasına rağmen, bu ülkenin kendi özünden çıkan, seyredenleri sarsan hikâyelerini/filmlerini görmek beni şaşırtıyor. Ayrıca İran filmlerinin Türkiye’de yeterince gösterim şansı bulmamaları kötü. Hâliyle korsandan besleniyoruz. Asıl mevzuya dönmeden önce bir uyarıda bulunacağım. Yazım filmin bir çok detayını, hatta en güzel detaylarını içermektedir. Bunu göze alarak okuyunuz.

Filmin Girizgâhı:
1979 yılında Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal etti. Sovyetler 10 yıl sonra geri çekildiğinde ülkenin eski halinden eser kalmamıştı. Bu yıkımla birlikte sonrasında başlayan iç savaş, Taliban rejiminin zalim saltanatı ve 3 yıllık kuraklık, milyonlarca Afgan’ın ülkelerinden kaçmasına yol açtı. Birleşmiş Milletler’in tahminine göre İran şu anda 1,5 milyon Afgan mülteciye ev sahipliği yapıyor. Yeni neslin büyük bir kısmı İran’da doğdu ve ülkelerini hiç görmediler.

Baran filmini  yazmak zor, çünkü yazarken onun güzelliğine zarar vermek korkutucu. Çünkü filmde ancak izleyenin güzelliğine şahit olabileceği metaforlar, merhamet, sefalet ve neredeyse Leyla ile Mecnun‘un masalıyla örtüşen aşk tasavvuru, aşkın dönüştürücü yüzü var. Bunlara da değineceğim.  Bir hatırlatmada bulunayım: Majid Majidi‘nin daha önce iki filminden bahsetmiştim. Dileyen buradan bakabilir. Önceki iki filmi daha çok İran toplumunda sıradan insanların büyük hikâyelerini anlatırken Majid Majidi, bu defa kamerasını büyük trajediler yaşayan Afgan göçmenlerin sorunlarına adamış. Tabi bu sorunlar Baran filminde imkânsız aşkın yan unsurları.

Hikâyesinden bahsetmeden önce bir bilgi vermek istiyorum. Filmde “Latif, Baran ve Rahmet” isimlerinin bilinçli kullanıldığı aşikâr. Bunları da açıklayalım:
Latif, “ince hoş, nüfuz edici, saydam, güzel, yumuşak, gizli, derin, lütufkâr” anlamına gelir.  Baran“Yağmur” anlamına gelir. Rahmet ise “Yağmur’un bereketli hâlidir.  insanların ihtiyacı kadar yağan, ama sele dönüşmeyen yağmur kastedilir. Bu yüzden Allah’ın rahmeti yağıyor” denir. Detayları vermeden bu filmi tarif etmek imkânsız. Ama filmi anlatmak da daha önce yazdığım gibi filme haksızlık olacaktır. Ben de Majid Majidi’nin yaptığı gibi besmeleyle başlayıp anlatayım en iyisi:

Hossein-Abedininin-perfonması-da-çok-iyi.

Bismillahirrahmanirrahim
“BARAN”

Filmin başında  Latif adlı 17 yaşında bir gencin market alışverişini görürüz. Daha  o andan itibaren bu çocuğun piçin önde gideni olduğunu anlarız. Piç dediğime bakmayın, bunu biraz da onu övmek için kullanıyorum. Memar‘ın ustabaşı olduğu inşaatta çalışır. Görevi, diğer işçilerin çay, yemek ve alışveriş işlerini halletmektir. Ama inşaat işçileri ile Latif sürekli kavga eder; çünkü onun yaptığı çayın ve yemeğin kalitesinden söz edilemez. Memar, Latif’in hırçın tavırlarından, kavgalarından, alaycılığından, umursamaz ve kalitesiz çalışmasından şikayetçi olsa bile bütün çalışanlarına olduğu gibi Latif‘e de sabreden bir yapıya sahiptir. Öğrendiğimiz bir diğer mevzu ise İran’da inşaatlarda göçmen çalıştırmak yasak.  Memar‘ın yanında çalışanların bir kısmı ucuz iş gücü olan, savaştan kaçıp gelen Afganlardır. Müfettişler, ne zaman denetlemeye gelse sefil vaziyette olan Afganlar kaçacak delik arar. Elbette bir Afgan mültecinin çalıştırıldığının öğrenilmesi Memar‘a da zarar verecektir.

Filmin başına tekrar dönelim. Latif, market alışverişinden dönüp inşaata vardığında işçilerden birinin düşüp ayağını kırdığını öğrenir. Bu kişi “Necef”tir. Necef, her ne kadar önemsiz bir karakter gibi dursa da zamanla onun kim olduğu, nereden geldiği bizi ilgilendirecektir. Necef‘in ayağının kırılmasından bir gün sonra Sultan adındaki ihtiyar bir Afgan, yanında 14 yaşlarında çelimsiz bir çocukla inşaata gelir. (Sultan, Necef’in hemşerisi ve iş arkadaşıdır.) Memar‘a bu çocuğun Necef‘in en büyük oğlu olduğunu ve geçinmeleri için ona iş vermesini talep eder. Çocuğun adı “Rahmet”tir. Ustabaşı Memar bu çocuğun her ne kadar çelimsiz ve cılız olduğunu düşünse de bir parça Necef‘e üzüldüğü ve biraz da ucuz iş gücü olduğu için bu anlaşmayı kabul eder. (Daha görür görmez Rahmet’in erkek değil bir kız olduğunu elbette anlıyoruz. Kızın gerçek adı Rahmet değil Baran’dır.)

Hikâyemizin en güzel yanı bundan sonra başlayacaktır. Çünkü inşaatta hiçbir işi beceremeyen, ağır torba taşıyamayan Baran‘a/Rahmet‘e  Latif‘in yaptığı iş verilir. Memar,  son sözünü söylemiştir. İnşaatın en zahmetsiz işi küçük ve işe yaramaz bir erkek(!) için Latif‘in elinden alınmış olur. Latif, gün geçtikçe Rahmet‘e/Baran‘a kin besler. Onu, aşağılar. Kapısı olmayan, bir bez parçasıyla kapatılmış yemekhaneyi/çay ocağını darmadağın eder. Oysa Rahmet, gencecik bir kızdır. Ve tek bir söz bile etmeden her tarafı toparlayıp düzenini kurar. Yaptığı çay ve yemek işçiler tarafından beğenildikçe Latif deliye döner. Latif‘ten yavaş yavaş nefret ederiz. Ama sonra öyle bir an gelip çatar ki bu genç adamın nasıl değişeceğine, şekillenecek ruhuna şahit oluruz.  Latif, çay ocağının karşısındaki çimento torbalarından birini alıp gidecekken rüzgâr gözlerine toz kaçırır, bu esnada çay ocağının kapısını örten bez parçası/perde esen rüzgar ile naifçe aralanır.Latif gözlerine inanamaz, çünkü erkek sandığı, nefret ettiği Rahmet/Baran, upuzun saçlarını taramakta ve film boyunca ağzından tek bir sözcük dahi çıkmayan bu kız, şarkı mırıldanmaktadır. Donakalan Latif, bez parçasının aralığından gördüğü Rahmet‘e/Baran‘a tutulur.  Ne yazık ki müfettişler inşaatı teftişe gelir. Yaşanan olaylar neticesinde Rahmet/Baran, Latif’in yardımıyla müfettişlerin elinden kurtulur. Ama bir daha da inşaatta çalışmaya gelmez.

vlcsnap-478028

Filmin, bu noktasından itibaren Latif, aşkın onu dönüştüreceği mecraya doğru ilerler. Rahmet‘in işi bırakması üzerine onu aramaya koyulur. Bu arayış tasavvufi anlamda kendi özüne, yani Allah’a ulaşmayla sonuçlanacak bir arayıştır. Filmin bütün hikâyesini ve Latif’in çabasını anlatmayacağım. Bu yazının taa en başında uyarmıştım. Eğer hâlâ okumaya devam ediyorsanız sıra filmin finaline ve finalinde yer alan sembolleri anlatmaya geldi:

*Latif,  Baran‘ı zor işlerden kurtarayım derken başkası tarafından bir nevi dolandırlır. Paradan vazgeçmiştir.
(Dolandırılmasının nedeni Latif’in  gerçekten zarif düşünmesi ve derin ruhlu oluşudur)

*Para karşılığında kimlik kartını satar. Kimliği olmayana iş vermenin yasaklandığı bir ülkede bunu aşkı için yapar Latif.
(Dünyada var olduğunu gösteren kimliğinden vazgeçmiştir. Bu onun dünyaya karşı ilgisini neredeyse kaybettiğinin ilk işaretidir)

*Kalan bütün parasını Baran‘ın babası Necef‘e verir. Necef, Latif‘in verdiği parayla bir kamyonet kiraladığını, yarın sabah erkenden Baran‘la birlikte Afganistan’a döneceğini söyler. Latif‘in dünyası başına yıkılır.
(Cesaret edip Baran’ı sevdiğini, onun için çabaladığını bir defa olsun hiçkimseye söyleyemez)

*Latif, divâne bir şekilde  Afganların yaşadığı köyde daha önce gördüğü türbeye gider. Türbenin kapısı inşaattaki gibi bir bez parçasıyla/perdeyle kapalıdır. Latif, türbeye bakarken rüzgâr, Baran‘ı gördüğü ilk andaki gibi perdeyi naifçe aralar. Bu an Latif‘te Baran‘ı ilk gördüğü andaki hissiyatı uyandırır. Latif, perdeyi aralayıp türbenin kapısından içeri girer. Artık Baran‘a duyduğu aşkın yerini yavaş yavaş tasavvuf alır. Perde aralanmış, Latif, Allah’ın kapısından içeri girmiştir.
(Bir gün sonra, sabah erkenden gidecek olan Baran’ın ona sunduğu armağanı anlaması için, Allah’ın işaretini görmesi için Baran’ı uğurlaması gerekecektir)

*En son sahnede Baran‘ı uğurlarken görürüz Latif’i. Yerler ıslak ve çamurludur. Baran‘ın eşyaları taşımasına yardım eder.  Baran, kamyonete yöneldiğinde ayağındaki lastik çarık çamura saplanır ve ayağından çıkar. Latif hemen hamle yapar. Ayakkabıyı alır, diz çöker,  burka giymiş Baran‘ın ayağına kendi eliyle giydirir. Baran, arabaya biner ve gider.

*Geride sadece Baran‘ın çamurda bıraktığı ayak izi kalır. Latif,  ayak izine bakarak sadece tebessüm etmektedir. Allah’ın rahmeti yağar.  Yağmur ayak izini doldurur. Anlarız ki Latif‘in içinde ayak izinin bıraktığı gibi bir boşluk bırakan Baran‘ın yerini Allah aşkı almıştır. Çünkü Allah’ın en güzel adlarından biri “Rahmet”tir.
Doğu aşklarının en ortasından konuşan film bitti, hikâye Allah ile sonsuzlandı.  Ben de kendi adıma özellikle final sahnesini en sevdiğim aşk filmi finali olarak not ediyorum.

İzleyin izlettirin, sonra bana teşekkür edeceksiniz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: