Gönderen: 7.Samuray | 04 Kasım 2014

“Ben Uydurdum Siz Okudunuz”

Düş-üş-ten  kalan
Bunu sadece ben yaşamış olamam. Böyle bir şey mümkün olamaz. Hatırlamaya çalışıyorum. Çok zaman oldu yaşayalı/yaşamayalı bunları. Siz hatırlamazsınız, belki sadece ben uydurdum, ondan biliyorum.

Hatırlıyorum. Her şeyi ilkin masallardan öğrendim. Bir çocuğun gözünden ne görünüyorsa, görünen ne kadar masumsa öyle öğrendim. Bunu sadece ben yaşamış olamam.  Aşk, çocuklar için masallarda mutlu biten efsunlu bir sözcüktü. Sıcak veya soğuk günler fark etmezdi. Uyumadan önce Anneme masallar anlattırırdık.  Masallarda yakışıklı prensler olurdu. Onlar, gökyüzünde, ormanlarda, ağaçların tepelerinde veya bir gölün içinde gizlenen, yalnız yaşayan güzellere ilk görüşte vurulurdu. Ve bir karşılığı olurdu. Derin bir kavuşma tutkusu yaşanırdı. Belki bu yüzden ben ve benim gibiler annemizin iki dudağının arasından çıkan o efsunlu aşkı aradık hep.  Arabesk sevmemiz, biraz da bundandı. Çünkü pop şarkılarında “Gidene kal diyemeyen” ruhsuz aşklardan bahsedilirdi. Nasıl sevebilirdik böyle bir dönüşümü, nasıl umursamaz davranabilirdik aşk karşısında? Kabul ediyorum, arabesk söyleyenler şarkılarındaki kederli insanlar değildi. Hepsi varsıldı. Ama şarkıları bizim masallarımızdaki kara sevdanın karşılığıydı. Ruhumuzun arabesk oluşu bundandı. Hayatımızı dünyamıza kazık çakıp gidenlerin bir gün dönebileceği umuduyla beslememiz belki de bundan. Dönüp dolaşıp bıçağın saplandığı sol yanımıza ağlamamız, Allah’tan bir işaret beklememiz bundan. Aynı hikâyenin her daim mücrimi olmamız bundan. “Kal” diyemeyenlerin nasıl aynı rüyanın aynı sevginin ucundan tutabildiklerini anlamamamız bundan.

Unutmak vardı lakin hatırlamaya n’oldu? Hafızamızın pimini çekip bizi nereye gittiği belli olmayan meteorlara çeviren şey neydi?  Para, teknoloji, yalnızlaştırıldığımız dünya, dünyanın küçüle küçüle bir ekrana sığması…? Yok yok, bunları saymayacağım. Mazeret uydurmakta bizden daha iyisi yok. Bir nedeni yok. Belki de yazdıklarımı sadece ben yaşadım, siz okuyorsunuz. Alınterinin aşktan, aşkın ekmekten farkı yoktu.
Sadece ben mi hatırlıyorum?
Siz yaşamadınız mı?
Denk gelmemeniz ne garip!

Bakmayın her yerde insan haklarından, alınterinden, ekmekten konuştuğumuza. Biz birbirimize yalan söylüyoruz. Ama hatırlıyorum, her şey masumdu. Değerliydi. Ucuz değildi. Yaşamadınız mı? Anlatayım size, gördüm çünkü!  Ekmek gerçekten kutsaldı. Eğer bunu sadece ben yaşamadıysam öyleydi. Sadece ben yaşadıysam yine öyleydi. Annem, sofrada nasıl oturmam gerektiğinden önce ekmek kırıntılarının günah oluşundan bahsederdi. Yerde bulduğumuz bir parça ekmeği alıp, defalarca öpüp alnımıza koymadan, yemesek bile yerden yüksek bir yere bırakmadan vicdanen rahat olamazdık. Futbol maçlarımız,  ayağında futbol topuyla gol atmaya giden çocukların bulduğu ekmek parçaları yüzünden dururdu. Sonra herkes o çocuk ekmeği bulduğu anda nerede duruyorsa oraya geçerdi. Maç devam ederdi. Böyle de centilmendik. Ya da centilmen değildik, ekmek kutsaldı. Bir işçi her ne iş yapıyorsa kendisine önce çay ikram edilirdi. Mesela öğle vakti mi geldi? İşveren  yemek yaptırırdı. Sonra teri kurumadan parası verilirdi. Alın teri kutsaldı. Emeğin karşılığı bu dünyada verilmeliydi. Ekmek içindi yapılan her şey. Ekmek uğruna ölenle gurur duyulurdu. Ama ucuz ölmek kötüydü.

Madenlerde, inşaatlarda, kot atölyelerinde, tuğla fabrikalarında, pamuk tarlalarında, yollarda, dağda, sokakta ölmek, bu kadar kolay ölüme gitmek iş gücünün ucuzlaması mıydı? Ekmeğin kutsallığını kaybetmesi miydi?  Ben uyduruyorum: Ekmek kutsaldı. Ucuz ölmek geride kalanlara utanç bırakırdı. İnsan hayatı kutsaldı. Babalar, anneler, çocuklar… Her ne uğruna ölmüşse, uğruna ölecek, çatışacak, çalışacak bir şeyler bulan insanlar kutsaldı. Ruhumuzun arabesk olması bundan olabilirdi. Şarkıları seslendirenler “yırtmıştı” ama şarkıları terimizi, tuzumuzu anlatıyordu. Aşka ve ekmeğe dair ruhumuzun arabesk oluşu bundandı.

‘Aşk’ ve ‘Ekmek’ten ve ikisinin geçtiği muhabbetlerden ne yazık ki keyif alamıyorum artık. Biri ruhumuz biri de midemiz içindi. Belki bu yüzden arabeskti. Belki de bu yüzden kutsaldı. Siz yaşamadınız mı bunları?
Denk gelmemeniz ne garip!
Galiba sadece ben gördüm, siz okudunuz.

Reklamlar

Responses

  1. “yerine düşemeyenlerin huzursuzluğu vardı üzerinde” diye bir cümle vardı bir kitapta, bu yazıyı okuyunca o geldi aklıma. o cümle nasıl da tanıdık gelmişti, bu yazı da öyle. tanıdık ama can sıkıcı. bir açık vermişsin, yakalanmışsın da yüzüne yüzüne vuruyor sanki saklamak isterken hislerini. Garip.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: