Gönderen: 7.Samuray | 09 Şubat 2016

“Değirmenlere Karşı”

IMG_8052_Don_Quijote_Quixote_Rocinante_WindmillsLa Machalı Asilzâde Don Kişot‘ta “Aptalların sayısı sonsuzdur” diye Latince bir söz var. Bana kalırsa aptallıkların da sayısı sonsuzdur. Yaşadığımız şehirden/ülkeden, yaptığımız işten, yürüdüğümüz yoldan her gün en az iki kere -sabah ve akşam- tiksiniyoruz. Her şey bu kadar berrakken neden ısrarla aynı aptallıkları yapıp sonuçlarının farklı olmasını bekliyoruz ki. Toplumun -buna ailem, arkadaşlarım, hayatımdakiler dahil- nezdinde bir baltaya sap olmuş, işi gücü olan biriyim. Oysa bir yaşantıma bakıyorum bir de hayal ettiklerime… İnsanların eşit yaratılmadığı, eşit şartlarda doğmadığı bir dünya bu. Ne kadar basit ne kadar da gerçek! Zenginliğimiz kendi marifetimizmiş, fukaralığımız ise kendi beceriksizliğimizmiş; suyu çıkarılmış dinimizle/gelenekle ve göreneğimizle, mahalle baskımıza hayat veren ırkımızın damarlarında gezen mükemmel kanla(!) gururlanmak sanki bizim belirlediğimiz şartların sonucuymuş gibi yaşamak ne bıktırıcı bir durum! En iyi ihtimalle bir tesadüfün arkasında alnımızdaki kaderdir bunlar. En kötü ihtimalle bir sayfa yazı yazıp isyan bayrağını kendimle hesaplaşma olarak dile getirsem de değişen ne?
“iyi bir kürekle iyi bir toprağa gömülüyoruz”
İyiyiz çünkü, hem de çok iyi! En azından biz,  “Nasılsınız?” sorularına “iyiyiz” diye cevap veriyoruz. Nerede olduğundan, nasıl bir geleceğe uyandığından haberi olmayan, burnu kokuları ayırt edemeyen “iyileriz”.

Herhangi bir durumdan şikayetlenirseniz en dipteki insanlar, yani sizden daha dipteki insanlar, “biz böyle iyiyiz, biz çok rahatız” diye şikayetinizi kana bular. Çünkü korkularıyla yönetilen, yönlendirilen, elindeki üç kuruşun da kaybolmasından korkan insanlarız. Bizi var eden şey korkularımızdır. Korku’nun yerine koyabileceğimiz herhangi bir değişiklik “risk”ten başka bir şey değildir. İlginç olan bir şey söyleyeyim mi? Mevcut durum içinde daha iyi şartları “riskli” bulduğu için elinin tersiyle iten ve ne gariptir ki kalbinden geçen bütün hayalleri şans oyunlarına bağlayan insanlarız. Bir tek orada karakterimizi/hayalimizi ortaya koyuyoruz. Aslında bizler büyük ve zengin hikâyelerin parçaları olmak isterken saplandığımız bataktan başka yöntemlerle çıkmaya çalışıyoruz. Elimizdeki en önemli en gerçek kozu kullanamayan yığınlarız.

quixote-giant-600x388Artık burnumuz hiçbir kokuyu almıyor. Bildiklerimizi ve duyduklarımızı, gerçeklerin başka bir şey olabileceğine dair herhangi bir sorgulamaya tabi tutmadan şekillendirmeye çalıştığımız bütün ruhlara dayatıyoruz. Gerçekler de yalanlar da kokular gibidir. Eğer pisliğe alıştıysak belli bir süre sonra duyarsızlaşırız. Burnumuz nasıl olsa güzel ve çirkin kokuları ayırt etmiyordur. Bu yüzden bize gülün kokusu da kan kokusu da birdir. Bildiğimizi söyler, bildiğimizi okuruz. Haa bir de çok şanslıymışız gibi durmadan şans oyunlarına para veriyoruz. Şans oyunlarından biraz bahsettim değil mi? Olsun, bir daha bahsedeyim. Sonuçta o da bir çıkış kapısı olarak duruyor. Oynadıkça oynuyoruz. Küçücük ihtimallere bel bağlıyoruz. Ne acınası vaziyettir ki şans oyunlarının hayatımızı değiştirmesi zor görünse bile her gün en az iki defa tiksindiğimiz durumların düzelmesinden daha büyük ihtimali şans oyunları cebimizdeki parayı gasp ederek sunuyor bize. N’apalım? Nasıl yapalım? Başka bir öneri duyacak hâlimiz bile kalmadı. Kendimizi parçalasak da hep aynı hayallerin gerçekleşmeyeceğini bile bile umutla sabredişimize hayret etmemek mümkün mü? İnsanız işte, mevsimler görmek, değişmezlerin içinde inatla ve umutla durmak, toprağı, havayı; sigarayı ve çayı hissedip mutlu olabilmek nasıl mümkün olmasın? Oysa zavallı olduğunu düşündüğümüz yaratıklara yeniliyoruz. Değirmenleri dev sanıyoruz. Belki de dev idiler. Dev’i öldürsek kahraman olurduk. Ya da değirmendiler sadece. Şanslı, akıllı olsaydık, hayalperest deli olmasaydık, değirmenlere saldırmak yerine onlarda buğdayımızı öğütür, unumuzu eler, kesemizi doldurur, yolumuza bakardık.

Hiç değilse değirmenlere saldırsaydık! Ne de olsa aptal olacağımıza alay konusu olan bir kahraman olmak iyidir. Şansımızı daha fazla zorlamayalım, öyle bir an geliyor ki kapımıza dayanan “anlamsızlığı” daha fazla dışarıda tutamıyoruz.
“iyi bir kürekle iyi bir toprağa gömülüyoruz”
İyiyiz çünkü, hem de çok iyi!

Nefret Notu:
“Mahalle baskısı” tabirinden en az mahalle baskısı kadar nefret ediyorum.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: