Gönderen: 7.Samuray | 11 Ekim 2016

“Paris’e Nasıl Gidemedim”

Merhaba, herkes gezip gördüğü yerler hakkında yazıp döküyor. Ben de uzun süredir bloga bir şeyler yazmamıştım. Değişiklik olsun, kafamın içindeki davulu susturayım diye sizlere Paris ve Moskova’ya nasıl gidemediğimi yazacağım!

Elbette sizler alıştınız gidenlerin türkülerini dinlemeye. Ben gidemeyenlerin türküsünü yazacağım. Hem okuyana da bir faydası olur. Vize işlemlerinde başınıza neler gelir, durduk yere ne kadar paranız gider[Bu konudan bahsetmesem daha iyi olur sanki] yazmaya çalışacağım. Bu yazıyı okuduğunuzda kalınacak yer, ulaşım, yemek ve gezilecek yerler hakkında bilginiz olacak. Bundan emin olun…

6946220-3x2-940x627
Bundan aylar önce bir gün arkadaşlarla sıkıla sıkıla oturuyordum. Muhabbet ederken arkadaşlarımdan biri, “Biz Paris’e gidiyoruz, sen de gelsene” dedi. O an uçak biletini aldım. Paris’e karşı, Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney’in mezarlarını bir gün ziyaret etmek isteği dışında sıfır ilgim var. Bunu özellikle belirtiyorum çünkü bileti aldığım andan itibaren içime bir kurt düştü. Türkiye’nin hâli ortada. Devlet memurlarının yurtdışına çıkışlarında yaşadığı problemler de ortada. Vize sıkıntı olmasın sakın! Oldu. Hem de çok acı oldu. Bileti almıştım. Üstelik de arkadaşlar kafadengiydi. Onlarla gitmeyecektim de kimle gidecektim
Velhasıl başladım oteller bakmaya, evraklar toplamaya, vize için yardımcı olacak tur şirketleriyle görüşmeye. Bu esnada internette Paris hakkında ne kadar yazı varsa okumaya çalışıyorum. Nerede kalınır, ne yenir, ne içilir, nereleri görmek gerekir?

e9ac00937eee1412e1ca3f7db27e57ae_670

Daha önceki Avrupa tecrübemden dolayı yemek konusunda sadece Türk lokantalarına baktım. Çok tecrübeliyim. Üç ülke gezdim, yedi gün geçirdim Avrupa’da. Küçümsemeyin hemen. Az değil. Neyse itiraf edeyim doymuyorum kardeşim o abudik kubidik yemekleriyle Avrupalıların. Serçe parmağım kadar kaz ciğerini yanındaki bir yaprak maydonoz ve bir damla sosla birlikte 45 euroya müşteriye giydiriyorlar. İçecek hariç. Hani Cem Yılmaz’ın tabiriyle “Yere düşse tenezzül edip almazsın.” Yok yok, en iyisi bizimkilerin yemekleriydi. Üstelik garsonları hakkında yazılanlar trajikomikti. Neymiş, Paris’te insanlara soru sormadan önce mutlaka “Bonjüüğ” demek lazımmış, yoksa amına koduklarım cevap vermiyormuş. Ya da küçümseyerek bakıp yarım ağızla cevap veriyorlarmış. Garsonlarla da iletişim böyleymiş. “Bonjüğğğ” dersem iletişim kolay. “Bonjüğğğ Mösyöö” dersem her şey daha kolay olurmuş. Benden kralı bulunamazmış. Garsonların yüzünde yabancı olduğunuz hâlde size karşı bir gülümseme yerleşirmiş. Ben güzelim “Merhaba”mdan vazgeçip “Hello, Hi” diyeceğim ama o ısrarla “Bonjüğğğ” istiyor. Bat dünya bat! Zaten vize konusunda gerilmişim. Bu mal şehir ve esnafı hakkında okudukça daha da geriliyorum. Bahşiş mevzusu daha da trajik, bizim lokantalarda bahşiş kutusuna üç beş lira bıraktığında sana sarılıp bütün sülaleni de ayrıca sevinçten öpecek garsonlar var.  Bahşiş bıraktın mı Fransız garsonlar bok koklamış gibi suratınıza bakıyormuş. Çok gururlu ibneler. Neymiş, bahşişleri zaten yemeğe dahilmiş. Hahaha [Sırf gülme efekti olsun diye yazmadım bak. Bunu düşündükçe gülüyorum], sen yemeği yemeden önce zaten sana geçirmiş herifler. Sen de “Avrupa’dayım görgüsüz demesinler bari” diye ülkendeki taksiciden, garsondan, boyacıdan, işçiden vs esirgediğin “Bonjüğğ Mösyöö”ları, bahşişleri oraya bırakıyorsun. Üstelik de sana bok koklamış gibi bakan Fransız garsonla göz göze geliyorsun. Hey Allah’ım!

foie-gras-history-01

Gelelim domuz etine. Günahını falan geç usta, domuz eti sevmiyorum kardeşim. Leş gibi kokuyor. Biz elbette her yemeği önce güzel kokusu, lezzeti ve doymak için yeriz. Ayrıca garsonlarımız da çok sıcakkanlı. Evet garsonlarımız çok iyi. Garsonlarımız harika… En piç garsonumuz bile bok koklayan göt burunlu Fransız garsondan iyidir. Bunu aklınızın bir kenarına yazın! Gitmesem de tecrübeliyim. Gitmeden önce, Foursquare diye bir telefon uygulaması var, indirin telefonunuza,  Paris’te kalacağınız yerin çevresindeki  mis gibi gurbetçi lokantalarından birini seçin, yemeğinizi yiyin, karnınız doysun. Lan en azından paranız yabancıya gitmez! Hem karnınız da doyar. Ohh mis!!

Neyse her gün çılgınlar gibi okuyorum, ama okudukça geriliyorum. “Lan ben buraya niye gidiyorum?” diye yavaş yavaş kendimle hesaplaşmaya da başladım. Garsonları siktir et. Düşünme garsonları. Ama olmuyor. Düşünüyorum. Dayanamıyorum. Kâbuslar görüyorum: Tepemde “bonjüğğ mösyö” deyip  bir yaprak maydonozla servis edilen kaz ciğeri sunan garsonlar görüyorum “Non merciiiiiii, please mösyöö, kaz ciğeri istemiyorummm, hayırrrrrr”  diye kan ter içinde uykulardan uyanıyorum. Buzdolabına koşuyorum. Ne bulursam yiyorum. Bunca yıldır film izlerim, bir de Türkiye’de yaşıyorum elbette, beni bu kadar geren başka bir şey hatırlamıyorum. Yapacağım işin taaa…

paris-halka

Gelelim kalınacak yere. Elbette kalacak yer önemli, bunu okuyanlar ve anlayanlar olacaktır. Onlar da benim gibi Avrupa’yı bilen nezih insanlardır kesin. Garsonlarımız da harika. Garsonlarımıza buradan kocaman bir “Merhaba” yolluyorum. Lokasyon önemli. Sadece Paris için değil, herhangi bir şehre booking.com’un haritasından bakarsanız her şehrin merkezi bir halka içerisine alınmıştır. İşte orası sizin bir şehirde kalmanız gereken en önemli noktasıdır. Çünkü gezeceğiniz yerler halkanın içerisinde olacak. Kalınacak yer bakmaya başladım. Otel değerlendirmelerine, fotoğraflarına, özelliklerine bakıyorum, yahu bizimkiler dahil öyle puanlar vermişler ki otellere kafayı yersiniz. Neymiş “kruvasaaan varmış kahvaltıda”. Burada mis gibi poğaçaya burun kıvırıyordun hani? Sırf bir kruvasan yedin diye hemen de Parisli oldun sevgili ülkedaşım! B.k gibi dar odalara sahip, genellikle ukala, vurdumduymaz diye eleştirilen otel yöneticilerinin olduğu otellere sırf bir kruvasaaan yedin diye verdin şukuyu. Üstelik kahvaltı oda ücretine dahil değil. 1 yıldızı bile hakketmeyecek otellerin puanları senin sayende “7 ila 10” arasında gösteriyor. Ya bırak, hâlâ cevap vermeye niyetlisin! Bunları okuduğunda kızacağını biliyordum. Ama gerçek bu. Gitmesem de o kadar çok okuyup araştırdım ki, Paris’i senden daha iyi biliyorum. Sırf “Ahhh Pağisss, aşkın şehri” geyiğine kapılıp b.k gibi odalarda kaldın. “Hıhımm gittim Pağissse çoğğ ğüzeldi.” dedin değil mi? Kuğuuuvasanları muhteşemdi bi de. Hı hı. öyledir zaar. Gitmeden geçiriyorlar lan! Kim bilir poğacayı nasıl da özlemişsindir. Bir kuğuuvasana verdiğin parayla bütün mesai arkadaşlarına sabah kahvaltısı ikram ederdin. Ağğ cağnım poğaça. Özlersin tabi! Gitmeden düşünecektin bunları. Unutmadan, garsonlarımıza selam olsun. Gelelim otel ararken tavsiyeme. Bir defa iyi bir yerde olsun diye kendinizi kasmayın. Bahsettiğim halkanın içerisinde kalın. Oradan kendinize bir yer seçin. Çünkü Paris’in neresinde olduğu önemli değil, bütün otelleri için ortak yorum şu: “Otel fena değildi ama gece dolaşmaya çıkılmaz. Hiç tekin değil. Adamın götünden kan alacak gibi tipler etrafta dolaşıyor. Tarlabaşı bile geceleri daha güvenli.” N’oldu? Hani kuğuvasaaanlar muhteşemdi. Aşk şehriydi. Gece dışarı çıkmaya korkuyorsun lan! Efendi efendi otelinizi halkanın içinden çıkmayacak şekilde seçiniz. Bu bence yeterli bir bilgi.

arhavi-belediyesi-dolmus-hatti_002

Ulaşım, hah bu mevzuyu da çok seviyorum. Paris’te metro ağı süpermiş. Ee öyle olması normal. Medeniyetin gözünü seviyoruz biz ülkecek! Neyse… Ben Orly Havaalanı’nı tercih etmiştim. Hea “ucuz biletin adresi Pegasus”la gidecektim. Orly’den şehir merkezine gitmek sıkıntılı iş usta. Bak bunu size şimdiden söylüyorum. Öyle uçaktan indim, sonra metroya biner merkeze giderim, deme. Yok öyle bir şey! Aktarması, değişikliği “bonjüğğ mösyö”sü, bilet tarifeleri derken amı götü dağıtırsın. Bir de kaybolursan, ki en çok da bu koyar insana, hiç şık olmaz.  En iyisini açıklıyorum. Zaten tatile, gezmeye gidiyorsun. Seni, Türkçe bilen bir şoför alsın havaalanından, hatta grup olarak gidiyorsanız daha da uygun fiyata, oteline kadar bıraksın. Hemen googleda “Paris dolmuşu” yaz. Adamların İstanbul’da da şubeleri varmış. Mis gibi. Tavsiyem dönüşte de aynı yöntemi kullanmanız. Yani kendinizi kasmayın. Bizim Garsonlarımız nerdeee bunlar nerde. Heyytt ulan! Aha sana ulaşım için çözüm önerisi. Paris merkezine, halka önemli halkayı unutma, geldikten sonra metroyu cayır cayır kullanırsın. Adamlar yapmış abi! je ne pas s’il vous plait. Metroyu sen de kullan!

56d593d0c03c0e6678e92a8a

Yemek, otel, ulaşım… Bunlar tamam. Gelelim Paris’te gezilecek yerlere. İnsan olan gidip Ahmet Kaya ile Yılmaz Güney’in mezarlarında birer fatiha okur. Ben öyle yapacaktım. Mezarlığın adı zor yazılıyor. Bir çok Fransız isim gibi onu da yazamadım. Hahaha elbette asıl merak ettiğiniz nokta Eyfel Kulesi…Oh mon dieu!! Tabi ya Eyfel… Demir yığını ve Şehir manzarası. Eğer internet üzerinden yerinizi ayırtırsanız, internet üzerinden aldığınız bileti/barkodu telefonunuza indirip sıra beklemeden, kuleye girişteki gişelerde okutup gider gezersiniz. Yoksa mal mal kuyrukta beklersiniz. Ve bu da sizin bir gününüze mal olur. Bilet alınacak sitesi olacaktı. Ama hatırlamıyorum şimdi. Arayın bulun. Biletinizi internet üzerinden alın. 90 milyon insan onu görmek için geliyor. Az değil hacı. Not: İnternetten aldığınız bilette belirtilen gün ve saatte mutlaka orada olun. Yoksa biletiniz yanar. Bonjüğğ demeyi de unutmayın. Garsonlarımız candır can!!  Louvre Müzesi kalıyor geriye. Onu da gezin. İyi olur. Bir de kanalın çevresinde takılın biraz. Maksat manzara olsun. Fotoğraf çekin, ekleyin. “Beğen” yapacağım. Söz veriyorum!

pasaport-nasil-alinir

Geldik vizeye… Ulan bunu yazarken bile göğsüme öküz oturmuş gibi hissediyorum. Çok anlatamayacağım, bu yüzden özet geçeceğim. Bütün evrakları tamamladım. Otel paraları ödendi. Otellerden ıslak imzalı  konfirmasyonları aldım. Çalıştığım kurumdan gereken izin kağıtlarını aldım.Yani aklınıza gelebilecek her şey tamamen resmiydi. Hilesiz hurdasız her şeyi tamamladım. Fransız garsonları yetmiyormuş gibi vizeden/hiçbir soruya cevap vermeyen Fransız Konsolosluğu’ndan haber bekliyorum. İnternetten vize hakkında sürekli bir şeyler okuyorum. Her yerde karşıma Fransa ile ilgili bir şeyler çıkıyor. Ya da algıda seçicilik bu. Bilemiyorum artık. Sürekli vitrinlerde, tişörtlerde Eyfel Kulesi görüyorum. Haberleri açıyorum, daha önce hiç siklemediğim “Pağiiss Moda Haftası Başladı” gibi haberler okuyorum. Zlatan İbrahimoviç Paris’ten Mençıstır Unaytıd takımına transfer oluyor. Fenerbahçe Paris’ten Wan Der Wiel’i alıyor. Yahu Kuğuuuvasan laflarını sık sık duyuyorum. Bizim garsonlar gözüme melek görünüyor. Vizesini aldığı hâlde Paris’e alınmayan, hücrede bekletilen gencin dramını ekşisözlük’te okuyorum. Lan her yerden sanki birer kötü işaretmiş gibi haberler okuyorum. Ama çevremdeki herkes “devlet memuruna veriyorlar” diyor. Kim vermiş? Niye versin? “Aa şu devlet memuru, gidip vereyim!” diyen birini de ayrıca hatırlamıyorum. Fransız niye versin lan? diye geriliyorum. Sonunda kara haber geldi. Vize çıkmamış! Göğsüme oturan öküz öldürecek beni. Sakinleşip oteli, uçağı, bileti, bonjüğğ mösyööyü iptal ediyorum. Neden vize çıkmadığına dair en ufak bir fikrim yok! Vermek istememiş demek ki! Sonra dayanamadım aradım. Konsolosluk cevap vermedi. Araştırdım. Normalde de siklemiyorlarmış. Dayanamadım. Mail attım. Maile başlarken “Bonjüğğ mösyöö” dememek için zor tuttum kendimi. Velhasıl edebi açıdan hüzün dolu ama eleştirel bir mail yazdım. Sözlerimi “Ekselansları, bence sizin ve vize işlemlerine bakan çalışanınızın bayrağınızdaki üç renk hakkında herhangi bir fikri yok!” gibi şaşalı bir cümleyle bitirdim. Siklemediler tabi. Cevap da vermediler. Maddi olarak da giren girdi. Hem de gerçekten çok şık ve unutturulamaz bir acıyla girdi. Yoo yoo dostum, bu mevzuyu açmayalım hiç! Unutmadan, bizim ülkenin cehaletinden tiksinsem de yemeklerimiz, plajlarımız ve garsonlarımız Fransızlara bin basar. Ayrıca İstanbul talan ediliyor olsa da hâlâ çok güzel. Bizim garsonlarımız kral adamlar. Size tavsiyem Paris diye kasmayın. Okuduklarıma bakarsam, Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney mezarlarını ziyaret ve para dışında pek kaybettiğim bir şey yok. Çok param gitti çoook!
Paris’e gitmeyin sizde. Oturun ananızın evinde. Ben yandım siz yanmayın Allah aşkına!

Neyse vizeden sonra dedim bari Moskova’ya gideyim. Ama biliyorsunuz, adamların uçağını düşürdük. Vize istiyorlar artık. Olsun, amacım zaten Fransa gibi Ruslar da vize vermezse nedenini anlamaktı. Uçak biletlerini aldım ve…

Başka bir gün de Moskova’ya nasıl gidemediğimi yazarım. Ayrıca Moskova’da neler yapılır, nerede kalınır, ne yenir ne içilir… Hepsinden bahsedeceğim.
Bence bugünlük bu kadar yeterli. Yeni bir “Gidemediğim yerler” yazısında görüşmek üzere, esen kalınız efenim!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: