Gönderen: 7.Samuray | 08 Kasım 2016

“Moskova’ya Nasıl Gidemedim”

Geldik Moskova’ya nasıl gidemediğime!

Paris’ten bahsetmiştim. Oraya gidemedim. Vize vermediler. Gidemedim bari insanlığa bir faydam olsun diye de Paris hakkında yazdım. Neyse Fransa için söz konusu olan tarihlerde madem işyerinden izin aldım, o hâlde inadım inat bir yerlere gideceğim, hem de vize isteyen bir yere gideceğim, dedim.  Beraber baya yol teptiğim bir arkadaşım var. O da Moskova dedi. Lakabı Şeytan. Yol arkadaşım da Şeytan olacaktı.  Haa bunun kuyruğu, boynuzları, dirgeni yok ama bildiğin Şeytan. Lakaba bak sen, hiç hayırlı bir işimiz yok ki. Yol arkadaşımızın lakabında bile meymenet yok. Yol arkadaşınızı seçerken mümkün mertebe iyi meleklerden seçin. Sonra başınıza gelmeyen, g.tünüzde açılmayan şemsiye kalmaz. Aslında olayın Şeytan’la ilgisi yok. Nasıl bir bahtsızlıksa kızlar yurdunun bekçisine denk gelmiş gibi hissediyorum. Neyse konuyu dağıtmayalım. Sonuçta bu yazı, okuyanlar Moskova hakkında biraz bilgi sahibi olsunlar diye yazılacak.

1a-moscow-st

İzne ayrılacağım vakit yaklaşmakta, derhal pasaport işlemlerine başlamalıyım. Hemen Fransa vizesi için aracılık eden tur şirketinden benim pasaportu aldım. Biyometrik fotoğraflar vardı zaten. Bir de otel ayarladık. Hem de en kralından.


Şeytan’ın aklına uydum ha:
Lan olum, sen iyi otel seçmedin Fransa için. Adamlar baktı tabi, şutladılar, vermezler olum vizeyi. Booking.com’dan ayarlayacaktın. Gitmeden önce de iptal edecektin. Vize çıkar ama çıksa da çıkmasa da oteli “Ücretsiz iptal edebilirsin”. Ama sen ne yaptın? Gittin b.k gibi hostellerde kalmaya çalıştın. Vermezler tabi. Moskova için kral bi otel seçelim.
[Fransa Konsolosluğu’nun içinde dönen entrikalar hakkında kankamın bu müthiş(!) çıkarımı   sayesinde haberdar oldum. Meğer o kadar devlet memurluğu, sapına kadar resmi evrağın bi kıymeti yokmuş. Komploya da hemen inandım tabi.]

İlk kırılma bu noktada yaşandı. Benim uçağım cumartesi günüydü. Oteli en geç perşembe geceyarısına kadar iptal etmek hakkım vardı. Yani anlayacağınız, cuma gününe kalırsam s.ki tuttum. Sizce cumaya kaldım mı?
Vize için iptal etmek koşuluyla Pahalı Otel ayarladım. Bunlar hep Şeytan’ın halt etmesiydi. Kalacağım yer ise uygun, ucuz Hostel’di. Hostel nedir? diye bir de sormayın. Valla o mevzuya hiç giremem.Devam edelim…

Pasaport, tamam.
Fotoğraflar, tamam.
Uçak Bileti, tamam.
Hostel, tamam.
Kral, Pahalı Otel konfirmasyonu, tamam!
[Perşembe günü, geceyarısından önce kral otelimi iptal edeceğim]

Şirketle görüşüldü. Vize parası ödendi. Bana söylenen şey şuydu:
Vize çıkar ama seni vize görüşmesine çağırabilirler. Yani bu durumda mutlaka İstanbul’a gelmeniz gerekir.

Peki canım, peki gülüm. Kabul. Yeter ki görüşsün benimle ekselansları. En azından “Görüştüm, istedim, vermedi”, derim. Bir kaç gün içinde haber vereceklermiş. Hadi bakalım. Yeterli süre var gibiydi.  Halbuki yokmuş!

turk-kizlari-gitsin-rus-kizlari-gelsin_82989

Size daha önce Avrupa’da bir kaç ülke gördüğümü söylemiş miydim?  İşte bu tarz engin(!) tecrübelerimden yola çıkarak yurtdışında yemek konusunda ne kadar seçici olduğumu Fransa vizesi yazımda anlattım. Moskova için de durum farklı değildi. Oturdum, kebabçıların listesini çıkardım. En sonunda anladım ki kalacağım ucuz hostelde kendi menemenimi yapıp yiyecektim. Yanımda da bir kaç nevale götürdüm mü, benden kralı olmazdı. Yol arkadaşım Şeytan, zaten ne bulsa yiyordu. Kapının kolunu yer, sonra da “Hımmm, yökk yea, tadı yok, kupkuru ama doyurucu” der. Onun için dişini geçireceği bir şeyler olsun yeter. Menemen iyiydi. Zorda kalırsam makarna da yapardım. Tavuk da haşlardım. Daha şimdiden Moskova semalarını dolduran mis gibi menemen kokusunu alıyordum. Hımmffss miss gibi yemin ediyorum. Hele bir de pul biberi serptim miydi? Sıcacık ekmekle harika olurdu.  Evet, Moskova’da bize yakın ekmek bulabilirdim. Sallamıyorum lan, okudum, öğrendim, öyle düşledim. Ayrıca Moskova’da garsonlar daha iyiymiş. “Hello” deyince surat asmıyor, bilakis sizinle daha çok ilgileniyorlarmış. Bu da güzel haber.

14937429_1261513153912728_3819758286879666634_n

Moskova mevzusunda, nerelere gideceğim konusunda ciddi araştırmalar yaptım. İlk önce Nazım Hikmet’in mezarı nerededir, nasıl gidilir? inceledim. Meğer bulunduğu mezarlık Ruslar’ın kültür,sanat, siyaset, din, bilim vs. aklınıza gelecebilecek bütün önde gelenleriyle birlikteymiş. Gururlandım elbet. Paris’te Yılmaz’a, Ahmet’e fatiha okuyamadım, bari Moskova’da Nazım’a okuyayım dedim. Sonuçta Anadolu’da bir köy mezarlığına gömülmesi gereken hasret dolu bir ruh orada yatıyor. [Eski solcular Fatiha’dan rahatsız olabilir. Lütfen sakin. Tahir ile Zühre’yi düşünün. Elmayı sevmek, elmanın sizi sevmek zorunda olmayışı… Yani bunlar derin konular arkadaşlar. Fatiha okuyacağım diye hemen üstüme gelmeyin]

Nazım’ı listemin bir numarasına aldım. Gezilecek yerlerin listesi de tamamdı. Kremlin, Kızıl Meydan, St. Vasil Katedrali, Arbat Caddesi, Metro İstasyonları, Kremlin İzmaylovo, Gorky Park…

14963310_1264327896964587_7429333339521365628_n

Bir defa S.S.C.B’den kalan ülkelere veya Moskova’ya gidecek her insan evladını bekleyen bir sorun var: “Kiril Alfabesi.”
Gitmeden önce şöyle adam gibi oturup alfabeyi çözerseniz orada işler kolaylaşır. Sonuçta adamların hâlâ İngilizce’ye karşı bir antipatisi var. Yani Latince Alfabe’yi çoğu kez orada unutun. Oturup alfabe çalışmadım. Anlattığıma bakmayın, söylediğimi yapın ama yaptığımı yapmayın. Kiril Alfabesi’ni en son üniversitede gördüm. Evet, üniversite mezunuyum. Havam batsın!
Metro harita uygulamasını mutlaka telefonunuza indirin. En önemlisi buydu. Şehir köstebek yuvasıydı. Ve Metro ile gidilmeyecek yer yoktu. Bunu da not ettim. Ulaşım da tamamdı.

14956626_1264317253632318_8834092141208881688_n

Aslında ulaşım tamam sayılmazdı. Oraya vardığımda beni alacak taksi’nin Allah belasını versin.[Bu kısmı anlatamam. Bana gireni bi Allah bi ben biliyoruz]
Moskova’ya gidiyorsanız, kalacağınız otelden sizi karşılaması için transfer ayarlayın. Aptallık edip, orada taksicilerle pazarlık yaparım geyiğine gerek yok. En uygunu bu. Ben dedim diyeceğimi. Tecrübe, tecrübe tecrübe… Her şey size santim santim girerken gözleriniz faltaşı gibi açılır ve o an kırmızı gerçekle yüzleşirsiniz. Anladınız siz!
Ulaşımı tamam kabul edin. Metro uygulamasını da unutmayın.

Gelelim en can alıcı konulardan birine:
rus-kizlari_698311

Hahaha… Güzel kızlar. Hepinizin, bakın istisnasız hepinizin merak ettiği nokta Rus kızları. Lan olum bu memlekette “gezgin ruhu”yla bir yerlere gitmek haram bize. Yani biri eğer Rusya’ya gidiyorsa  “Mmmm seni hınzır seni hayvan, ha ha ha tabi tabi, gezmeye gidiyorsun! İnandık be olummm!” muhabbettini illa ki duyarsınız. Tamam lan, sevişmeye gideceğim. Ama lütfen aramızda kalsın. Sevişeceğimi kimseye söylemezseniz sevinirim.

Memleketçe bir çok şeyden keyif alamama sendromunu her daim yaşayacağız. Bunu özellikle anlatıyorum çünkü korkunç  gerçeğimiz bu. Toplum olarak, Kadın-Erkek, seks hayatını diplerde yaşayan insanlar olduğumuz için buna da “eyvallah” dedim.  Durun daha bitmedi. Toplum olarak bilinçaltında yatanın bir de internet versiyonu var. Bunu da anlatmadan geçemeyeceğim, internette Moskova’yı araştırırken “Seks işçisi nerede, ne kadar fiyata hangi şartlar dahilinde, hangi mekanlarda  ayarlanır?” gibi saçmasapan bloglara rastgeldim. Adam hangi mekanda pazarlık yapıp, seks işçilerini nerede bulduğunu falan detaylı yazmış.  Yapılan yorumlar ise daha da trajikomik, çünkü bu “Allah” ve “Toplum” ilişkisinde iki yüzlü bir memleket olduğumuzun  kanıtı olan bu bloglarda yapılan yorumlardan bir kaç örnek:
-“Kalemine sağlık kardeş, çok bilgilendirici bir yazı olmuş. Allah izin verirse yakında oradayım. Umarım bana çok paraya patlamaz”
-“Allah razı olsun kardeş. Bütün yazdıklarını okudum. Listemi hazırladım. Lütfen, yorum yapan diğer arkadaşlar da deneyimlerini paylaşırsa çok bilgilendirici olur.”
-“Şimdiden heyecanlandım, dedikleri kadar varmış. Biletimi aldım. Bu arada parayı basınca…” [Ekran karşısında okuduklarından etkilenip elindeki parayla mastürbasyon kokan tip… Ah Nihat Genç ah]
***
Devamında ise yorum yapana başka yorumcuların engin “seks turizmi” bilgileriyle yardımcı olduğu kısım var:
-Beyler, Allah’ını seven bi yardım etsin, şimdi yanıma şu kadar dolar aldım. Acaba yeter mi?
+Kardeş, sen o paranın üzerine bi şu kadar dolar daha atıver, o zaman kafan rahat bir şekilde sevişirsin.

Millet kafayı yemiş!
Gel de kahkahayı patlatma!

En büyük planım neydi peki?
Sekiz gece kalacaktım. Kafamın içinde durmadan  çalışan kaostan bir parça da olsa kaçıp, zaten hayatımın her anında benimle beraber olan derin, karmaşık yalnızlığımla daha rahat  tanışmak, muhabbet etmekti. İlla ki bir günü yalnızlığa ayırcaktım. Bu şartlar altında Kızıl Meydan’a kar yağarken varlığımı orada hayal etmek kolay değildi.

pasaport-nasil-alinir

Velhasıl Cumartesi günü sabah uçağım vardı. Üç gün önce, Çarşamba günü, tur şirketinden haber geldi:
“Ekselansları seninle görüşmek istiyor.”
Perşembe veya Cuma günü konsoloslukta olmalıymışım. Şeytan’la görüştüm. Onun vizesi çıkmıştı. Ama benimki… Kızlar yurdunun bekçisi…

Cuma’yı bekleyemem. Cuma’ya kalırsam kol gibi otel parası ödeyecektim. Perşembe gecesi oteli iptal etmeliydim.  Kâbus başlamıştı. Kral otel…Ulan Şeytan, ulan Şeytan! Perşembe görüşmeliydim. Cuma, olmazdı.  Apar topar eşyamı almıştım yanıma. Vize çıkarsa bir daha eve gidip gelmek dünyanın masrafıydı. İstanbul’da kalacaktım. Bir kaç telefon görüşmesinin ardından sağ olsun dostlar ağırlayacaktı beni. Neyse uçağa Çarşamba’dan bindim. Perşembe kör karanlıkta İstanbul’daydım. Perşembe sabahı Rusya Konsolosluğu’nun önünde bekledim. Hem de erken saatlerde.

Konsolosluğun hemen karşısında, Mado Kafe’de, oturup on beş dakikada bir tatlı yiyordum. Konsoloslukta bir hareketlilik söz konusuydu. Sürekli birileri araçla içeri giriyor, içeriden birileri çıkıyordu. Kesin bi b.kluk vardı. Bir gariplik vardı. Olmasa şaşardım ya! Neyse görüşme süresi yaklaşınca gidip kapıdaki zile bastım, Rusça konuşan biri. Hiçbir şey anlamıyorum. Güvenlik kordonu, polis kordonu… Bir de taa eski zamanlardan kalma, kapıda bir bekçi. Bildiğin Bekçi Hurşit, “Ağğğ Rüknetttinnnn, Bediaaaaağğaammm” ağzıyla gonuşuyooo, pardon, konuşuyor:

Bekçi Hurşit bana dönüp gonuşmaya, pardon konuşmaya başladı:

-Boşunağ bekleme yiğenim, Butin geliyoomuş. [Eller kahverengi bekçi montunun cebinde] Artık vizaa gorüşmesi içün haftaya mı çığırırlar, yohsam geleceğ ay mı bilemem ğayrı. Çoğğ yoğunlar çoğğ!

Resmen göğsüme vize vermeyen öküzü çağıran büyücü gibiydi. Uçağa binip dönmek, bir daha yurtdışına gitmeyi aklımın ucundan geçirmemek, boktan hayatıma dönmek… Her şey bir film şeridi gibi aklımdan geçmedi desem yalan olur. Sonra toparlandım tabi. Düşündüm lan, düşünme yetimi kullandım. Ulan üzerinde bekçi kıyafeti, kapıya dikmişler bunu. Belli ki türünün son örneklerinden. Sanki bana ekselanslarının özel koruması, sanki bana Ceymıs Bond, ulan Bekçi Hurşit! Bi güzel şişirdin beni, sinirden gidip Mado’da yine tatlıya vurdum kendimi. Durmadan tatlı yiyip çay içiyorum.

Sitemimi de belirtmeden devam edemeyeceğim. Ayıp, Putin/Butin de gelecek zamanı buldu. Nasıl olur da benim vize görüşmem olan günü seçiyorsun be arkadaş? Yani yapacak başka önemli bir işin yok mu? Ulan Hurşit! Neyse yine tatlı yiyim bari diye baya bekledim. Saat 12’de görüşme gerçekleşti. Bende bir rahatlama. Ekselansları görüşmedi benimle. Ama yaveriydi sanırım. Benimle o görüştü. Koca Butin gelmiş. Haliyle bana zaman ayırmadı. Ekselanslarını anlayışla karşıladım. Bir daha bu kadar anlayışlı olamayabilirdim. Ulan Hurşit, kapıda benimle beklerken kalkmış içeriden istihbarat veriyor, “çoğğ yoğunlar çoğğğ, bildiğin gibi deyilll yiğenimmm”

Görüşmeden çıkınca bu defa da keyif olsun diye tatlı yedim. Tatlıyı gömerken Bekçi Hurşit’in içerden verdiği istihbarata gülüyorum, kendi saflığıma bir de. Az daha uçağa binip geri dönecektim verdiği gazla. Zaten kızlar yurdundan düşe düşe ancak Bekçi Hurşit düşerdi. Aman neyse, görüşme tamamdı. Normal işleyişe göre tur şirketi, saat 16:30 veya 17:00 gibi aynı gün bana vizemin çıkıp çıkmadığına dair bilgi verecekti.kemalpasa

Perşembe akşamı oldu. Bu defa Kadıköy’de bir yerlere oturdum, yine tatlı yiyorum. Bekçi nasıl şişirdiyse…  Tur şirketinden aradılar. Bugün belli olmamış. Yarın[Cuma] belli olacak dediler. Normalde aynı gün belli olurmuşmüşmışmiş. Ama nedense bu defa olmamışmişmuşmüş. Butin’den dolayı olabilirmiş. Bana sorsalar Bekçi Hurşit’ten dolayı derdim ama… Neyse, İyi o zaman. Görüşme gerçekleşti. Pahalı oteli iptal edebilirim artık, dedim. İptal ettim. Pahalı otel tehlikesini atlatmıştım.

Cuma günü geldi çattı. Ataşehir’den yani Asya Yakası’ndan, Aksaray yani Avrupa Yakası taraflarında şubesi olan tur şirketine gitmek için yola çıktım. Çıksa da çıkmasa da pasaportumu almalıydım. Aynı zamanda yol arkadaşım Şeytan’ın pasaportu da bu şirketteydi. Sanırım bir tek özel jet kullanmadım sırf Aksaray’a varmak için. “Yolun geri kalanına atlarla devam edeceğiz” diye bir ses duysam inanırdım.
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayım.
Telefon çaldı, açtım. Tur şirketinden adı döner kokan bir hatun:
“-Çok üzgünüm, vizeniz çıkmadı”

“+Lan Hurşit! Pardon ama neden? Sadece nedenini öğrenebilir miyim?”
“-Beyefendi, vizenizin onayı Pazartesi’ye kaldı. Çıkmadı dedim ama yanlış anladınız. Pazartesi’yi bekleyeceksiniz.”
Bekçi Hurşit haklıymış, çok yoğunmuş Ekselansları. “Anladım, sıkıntı yok. Madem Pazartesi’yi bekleyeceğim, ben uçağımı ve Hostelimi iptal ediyorum. Birazdan da büronuzda olurum.” dedim. Telefonun şarjı çok az, bir an önce uçak biletini, hosteli iptal etmeliyim. Cumartesi gidemiyorum. Vizeyi Pazartesi alınca gidip gitmeyeceğime karar verecektim.

Tramvayda, kalabalığın içinde, elimde telefon önce uçak biletini, sonra da kalacağım hosteli iptal ettim. Şarjım can çekişiyor. Telefon ekranını kapatmamla telefonun yeniden çalması arasında saliseler var. Açtım telefonu, adı döner kokan hanfendi:
Mehmet Bey, konsolosluktan bizim arkadaşı yoldayken geri çağırmışlar.
+Eee?
-Vizeniz çıkmış!!
+Nasıl yani? Dalga mı geçiyorsunuz?
[Bekçi Hurşit ve Tatlı. O an dünyam ikisinin arasında donup kaldı]
-Yok hayır, vizeniz çıktı!
+Hani Pazartesiyi bekleyecektim. Uçak biletini, hosteli, her şeyi iptal ettim lan ben, lan böyle iş mi olur Hurşit, pardon hanfendi? 
Oraya geliyorum.

Tur şirketi evlere şenlik, özür dileme yok, yeni bilet alsam ne kadar fark çıkarmışmiş ki? O zaman bi kontrol edin bakalım dedim. Acenta sahibi, ucuz biletin adresi Pegasus’un, aynı biletin sadece gidiş uçağı için talep ettiği rakamı görünce iyice bilgisayar ekranının arkasına saklandı. Ama özür dileme yok. Hata benimmişmış. Niye erken bilet almışmişim? Vizenin çıkmama ihtimalini düşünmeliymişmışmuşmüşüm.
Lan param çok, giren bana giriyor sana ne? Sen işini doğru dürüst yapsana!

Bu esnada Şeytan aradı beni:
“-Kanka, keşke hemen iptal etmeyeydin uçuşunu, şu benim pasaportu da havaalanına…” cümlesini bitiremedi.
+Senin bulacağın şirketin de, yapacakları işin de, pasaportunun da, vizesinin de, sabahın körünün de, Bekçi Hurşit’in de…
-Tamam tamam, sen sakin ol, ben kurye ile aldırırım kanka!

Şeytan gitti. Ben kaldım. Ah Güzel İstanbul. Yine kaldık başbaşa. Bekçi Hurşit’i unutup 30 gün süreli pasaportumla Sultan Ahmet Köftecisi Selim Usta’da soluğu aldım. Kaç porsiyon köfte ve tatlı yedim bilmiyorum.

1045919_55f9b23231b325e73263574010c97c59

Sonra Moskova için yeniden bilet baktım. Vizemi almıştım. Ama kol gibi girmişti yine. Derin bir nefes aldım sigaramdan. Boğaz güzeldi. Boğaz, insanın nefesini kesiyordu. İnsanlar, kalabalık, kokular… Moskova’ya gittim sonra. Bu yazı bitmeden bir kaç gün önce döndüm. Şimdi her şey eğlenceli bir hikâye olarak kaldı.

Hahaha, unutmadan, Rus kadınları çok güzel. Ama bir o kadar da hayatın içindeler. Erkeklerden daha güçlü şekilde hayatın damarlarında varlar. Hem de her alanda. Yani senin burada anandan, bacından, eşinden esirgediğin her şeye sahipler. Paradan bahsetmiyorum. Kaderine hükmetme, seçebilme, çalışabilme, söz sahibi olabilme… Daha doğrusu “eşit” oldukları için kendi kaderlerini ellerinde tutuyorlar. Olayın özeti budur. Ve bizim tatil beldelerinde gördüğümüz o “taş gibi hatunlar” var ya, sizin düşündüğünüz gibi kıçını kırıp oturmuyor. Hiçbirimizin tahmin edemeyeceği şekilde çalışıyor ve çalışıyor. Çünkü gerçekten bu büyük devlet erkeklerden çok kadınların devleti. Büyük saygıyı hakkediyorlar. Kadını özgür olmayan toplumların “iki yüzlülük” denen ahlaksızlığa daha fazla sahip olduğuna inanıyorum. Anladın sen!

Erkekler yerine blogu okuyan bir hatun kişisi varsa ona bir tavsiye:

Sen sen ol, ne Rusya sınırlarına “kocamla/sevgilimle giderim” iddiasında bulun ne de oraya sevgilini, kocanı, boyfıriendını yolla. Her şey bu kadar basit. Bu da kulağına küpe olsun. Bak abartmıyorum, sokakta yürürken 15 saniyede bir “Acaba bir kadın daha ne kadar güzel olabilir?” demeye kalmadan daha güzeliyle karşılaşıyor insan. Bu yüzden göndermeyin lan hayatınızdaki erkeği. Hele beraber hiç gitmeyin. Kıyas şansını vermeyin. İmza: Bir dost!

Moskova… Moskova gerçekten büyüleyici bir şehir. Kar yağışının bir şehre bu kadar yakışabileceğini aklım almazdı. Kaldığım hostelde bir çok insan tanıdım. Size yardım etmeye çalışan, sizden bir şeyler öğrenmeye çalışan bir çok Rus… Ve bunların çoğu Rusya’nın değişik kesimlerinden Moskova’ya gezmeye gelmiş, hayatlarını şekillendirmeye çalışan insanlardı.

14708185_1261512683912775_1764288844748868489_n

Not:
Türkiye’de veya dünyanın hemen hemen bir çok yerinde olduğu gibi Rusya’da da ırkçılık mevcut. Asyalıları ve Orta Doğuluları “Kara Kafalı” olarak adlandırıyorlar. Az da olsa bazıları bu duyguyu size hissettiriyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: