Gönderen: 7.Samuray | 19 Ocak 2018

“Belgrad – Novi Sad”

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sırbistan/Belgrad, internetten arattığınızda muhtemelen hakkında en çok yazı yazılan Balkan ülkesi-şehridir. Bunda Sırbistan‘a vizesiz seyahatinde etkisi büyük. Ama vizesiz oluşu ülkeye ayak basmak için yeterli değil. Novi Sad‘a otobüsle gittiğim için öncelikle ülkeye giriş mevzusunu yazacağım.

Gitmeden önce okuduğum yazıların bir kısmında özellikle bahsedilen bir iki detayı yazmam gerek. Sorun yaşamasam da gördüğümü yazmam doğru olacak. Eğer Sırbistan‘a gidecekseniz mutlaka sağlık sigortanızı yaptırın. Seyahat acentelerinde 35-40TL civarı bir ücretle bunu yapabilirsiniz. Konaklayacağınız yerin konfirmasyonu, yine yanınızda olması gereken bir diğer belge. Ayrıca dönüş uçağı biletinizi de yanınıza alınız. Bunları kendimle götürdüm. Açıkçası hiçbir işime de yaramadı. Ama yanınızda bunlar olmadan gitmenin seyahatinizi riske atabileceğini bilmeniz gerekiyor. Neden? Çünkü uçak havaalanının körüğüne yanaştığı anda, hostesler “Lütfen pasaportlarınızı hazırlayın” diye anons geçiyor. Uçaktan çıkıp körüğe vardığınız anda havalimanı görevlileri pasaportlarınızı alıyor. Yani daha pasaport kontrol gişelerine gelmeden önce Orta Doğuluların pasaportları ön kontrolden geçiyor. Ve hiç öyle havalara girmeyin, Türkiye bir Orta Doğu ülkesidir. Bundan gocunmayalım. Devam edeyim, eğer pasaportunuzda Allah’ın belası “Şengen Vizesi” varsa size “Hoş geldiniz” deyip pasaport kontrol gişelerine sizi yönlendiriyorlar. Bende Şengen ve Rusya vizesi vardı. Bundan dolayı geçtim. Bana herhangi bir belge ve soru da sormadılar.(Bu hiç sormayacakları anlamına gelmez-miş). Ama pasaportlarında herhangi bir ülkeye giriş – çıkış ya da diğer ülkelere dair bir vize olmayan, pırıl pırıl sayfalı Türkiye vatandaşları ve bizim gibi diğer Orta Doğuluların hepsinin pasaportunu alıp, “Lütfen bekleyiniz” dediler. Eğer pasaportunuz pırıl pırılsa, sizden otel konfirmasyonu, seyahat sigortası, dönüş bileti, cebinizde yeterince para olup olmadığına ve Sırbistan‘a niye geldiğinize dair sorular soracaklar. Bildiğim kadarıyla çok büyük sorun çıkarmıyorlar(mış). Ama işler bu şekilde yürüyor. Sonuçta sizi evinize yollamak isterlerse yapabileceğiniz pek bir şey yok. Türkiye‘den gidenlerin pasaportlarında “Şengen Vizesi” görünce en azından geçebilirsiniz diyorlar. Oysa hatırladığım bir şey daha var, dönüş uçağını beklerken Türk Hava Yolları‘yla gelen İran kafilesinin tamamını beklettiklerini gördüm. Demem o ki, dostum, eğer gitmeyi düşünüyorsan yeterince parayı, otel konfirmasyonunu, dönüş biletini ve seyahat sigortanı yanında bulundur.

1) Nikola Tesla Havaalanından biraz bahsedeceğim. Pasaport kontrolden sonra bagaj alım kısmında paranızı bozdurabileceğiniz bankamatik gibi döviz makinesi var. Şehre ulaşımınızı sağlayacak kadar paranızı bu makinede bozdurun. Yine bagaj alımın olduğu yerde “Turist İnfo” var. Oradan Belgrad ve Sırbistan hakkında harita, dökümanlar vs. alabilirsiniz. Havaalanından çıkmak için asla acele etmeyin. Dışarıya çıkmadan hemen önce, sağ tarafta taksi bürosu var. Çıkış kapısının hemen yanında. Eğer şehre taksiyle gitmeyi düşünüyorsanız doğrudan büroya gidin. Gideceğiniz adresi söyleyin. Size fiş verecekler. O fişle taksiye bineceksiniz. Ödeyeceğiniz rakam fişte yazar. En fazla o fişteki ücreti ödeyeceksiniz. Taksicinin sizi böylece dolandırma ihtimali kalmaz. Taksi kullanmadan şehir merkezine gidecek olanlar için kapıda bekleyen otobüs veya dolmuşlar var. Otobüs ve dolmuşlar için ödemeyi yolda yapıyorsunuz. Ayrıca yine havaalanında telefon hattı alabilirsiniz. Üç farklı şirketin hattı havaalanı içerisinde satılıyor. Hatların internet paketleri ve ücretleri de orada belirtilmiş olacak.

Not: Kaldığım yer Kalemegdan‘a yakındı. Havaalanından 1500 dinar ödedim. Dönüşte de yine yakın bir meblağ ödedim. Havaalanı, pasaport kontrol, şehre ulaşım genel hatlarıyla böyle.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

2) Belgrad hakkında genel izlenimimi şimdiden yazayım. Şehrin hemen hemen her mekanında sigara içilebiliyor. Yemek sonrası keyifle cıgara tüttürenlerdenseniz Belgrad’ın güzelim restoranlarında ya da tavernalarında o hazzı tadacaksınız. Belgrad‘a dair sanırım en çok özlediğim şey bu. Bu şehre “Dört gün yeterli” diye internette yazılanlar doğru. Şehrin ucuz olduğu fikrine pek katılmıyorum. Tamam, yemek porsiyonları büyük olabilir ama kesinlikle ucuz değil. Bu konuda sanırım etrafta bir şehir efsanesi dönüyor diye, Sırbistan hakkında biri yazmaya ya da Sırbistan‘dan bahsetmeye başladı mı “Çok ucuz yaa” diye lafa giriyor. Islak tuvalet terliğiyle ağzının ortasına vurasım geliyor bunu yazana veya diyene. Tamam şehir çok pahalı değil. Ama ucuz olduğunu söylemek de biraz abartı.

Yılbaşı tatilimi orada geçirdiğim için kışından bahsedebilirim. Şehri kışın ziyaret ederseniz akşam saatlerinde barların, pubların, tavernaların, restoranların dolu olduğunu görürsünüz.  Havanın sıcaklığının Türkiye ile aynı olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca dillerinde bir çok kelime bizimle aynı. Mesela fırınlardan kahvaltı için ekmek almaya gittiğimde “Somun” istedim. Taş fırın ekmeğin adı “Somun”. “Simit/Börek” veya en popüler yer olan Kale-Megdan(Meydan) da kullanılan diğer kelimeler. Şehirde yürürken hemen hemen herkesin bi köpeği olduğunu göreceksiniz. İnsanlar bazen sokakta sağa sola işiyor. Buna sadece bir defa denk gelmedim. O yüzden belirtiyorum. Sevgilisiyle yürürken yakınlardaki duvara çövdürenler gördüm. En yakın duvara çövdürmek sadece bize özgü bir şey değil. Demek ki çövdürmenin veya çövdürmemenin medeni olmayla bir ilgisi yok. Teknobarlar ve nehir kenarındaki eğlence kışın yok, yazın var-mış. Benim İngilizcem rezil. Şehirde İngilizce bilme oranı yüksek. Yani her türlü yardım edecek insanlar var. Taksiler hakkında kötü yorumlar var. Taksiye hiç ihtiyaç duymadım. Ama ihtiyaç duyanlar için not olarak iki firmanın adını yazacağım: Güvenilir olduğu söylenen taksi firmaları “Pink Taxi” veya “Plavi Taxi”. Döviz bürosu hakkında da bir not düşeyim. Sırpça döviz bürosu “Menjacnica” demektir. Etrafta döviz bürolarından bir sürü göreceksiniz. Kapıya asılan rakamlardan dövizi bozdurabilirsiniz. Knez Mihailova Caddesi bu açıdan kötü bir tercih olabilir. Orada bozdurmak yerine bir kaç yüz metre ötede-beride mutlaka döviz bürosu bulabilirsiniz. Yine dikkatinizi çekecek noktalardan birinin etrafta satılan Putin tişörtleri, atkıları, Rusya bayrakları olacağını biliyorum. Mezhep birliği var Rusya ve Sırbistan arasında. Bir de Putin‘in harbiden sınırsız desteği de var. Biraz dikkat ederseniz Belgrad‘da bunu görebilirsiniz.  Mesela futbol takımı sponsorluğundan tarihi alanlarla ilgili Gazprom‘un bir çok yerde yatırımı ve sponsorluğu dikkatinizi çekecektir. Yanisi Ruslar‘ın en hoş karşılandığı ülke muhtemelen Sırbistan‘dır. Gereksiz bir bilgi oldu, farkındayım. Ama merak edenler olur diye not düştüm. Şehir, geçirdiği savaşlar ve yıkımlar yüzünden aslında insanın kendisinden beklediği o tarihi havayı kaybettiğini düşünüyorum.

3) Konaklama hususunda aşağıda adını vereceğim hostel’e yakın bir yerde kalırsanız ulaşım konusunda taksi derdinden kurtulursunuz. Şehir merkezinde (Kalemegdan, Skadarlija, Knez Mihailova, Hotel Moscow, Cumhuriyet Meydanı)  kalıyorsanız taksiye para vermenize gerek yok. Bu noktaların hepsi birbirine neredeyse 15 dakikalık yürüme mesafesinde. Belki de daha az. Bir iki turdan sonra aslında bölgedeki bütün önemli noktaların birbirine yakın olduğunu göreceksiniz. Hiç taksi kullanmadım. Tecrübeyle sabittir. En uzak yer 30-40 dakika mesafede. Airbnb üzerinden konakladım. Kaldığım yer Hedonist Hostel‘in dibindeydi. Eğer hostelde kalacaksanız Hedonist‘in yerini çok beğendiğimi söyleyebilirim.

Önemli Not: Hostelin kendisi hakkında hiçbir fikrim yok. Sadece lokasyon için size bir fikir versin diye isim belirttim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

4) Belgrad‘ın gezilecek görülecek yerleri, eğer şehir merkezinde kalıyorsanız, birbirine 30-40 dakikalık yürüme mesafesinde. Örneğin Kalemegdan ile Nikola Tesla Müzesi  zıt yönde olmalarına rağmen aradaki mesafe yürüyerek 35 dakika… Bu yüzden üç veya dört günün bu şehir için yeterli olduğunu söyleyenler haksız değil. Zaten size şehri gezmenin başka pratik bir yolunu da yazacağım. Okumaya devam…

  • Kalemegdan şehrin en güzel yeri. Burayı gezince aslında Belgrad‘ı yazın ziyaret etmek gerektiğini anladım. Muhteşem bir manzara sizi bekliyor. Aynı zamanda Kalemegdan‘ın içinde parklar, eski bir kilise(bence görülmesi gereken bir yer), hayvanat bahçesi, basketbol sahaları var .Bir de ülkenin geçirdiği savaşlardan kalma tanklar, toplar vs sergileniyor. Nehir manzarası zaten muhteşem.
  • Aziz Sava Kilisesi‘ni ziyaret edecek olanlar için tavsiyem zaman kaybı. Vaktiyle Osmanlı burayı yıkmış. Şimdi Gazprom sponsorluğundan yeniden yapılıyor. Dış cephesi bitse de içi ne yazık ki inşaat halinde. Etkileyici bir şeyler görebileceğinizi zannetmiyorum.
  • En sevdiğim yer, özellikle Fizik, Kimya, Matematik gibi alanlarla hiç alakam olmamasına rağmen Nikola Tesla Müzesi‘ydi. Küçük ama etkileyici bir müze olduğunu söylemeliyim. Nacizane tavsiyem burayı ziyaret edin. Aziz Sava Kilisesi‘ne 5 dakikalık mesafede.
  • Knez Mihailova Caddesi, şehrin en popüler yeri. Her saat orada insanlar var. Sağlı sollu dükkanlar, kafeler, restoranlar, barlar var. Özellikle akşam saatlerinde insanların buluşma noktası burası. Mekanlar genellikle akşamları dolu. Caddenin başında, biraz sağ içte Mihailov’un at üstünde heykeli var. Sırpların Osmanlı’ya karşı isyancı lideriymiş bu arkadaş. Sağ eliyle İstanbul’u gösterdiği söyleniyor.
  • Skadarlija, küçük bir yer olmasına rağmen muhtemelen Belgrad‘ın en hoş yeri. Caddede yürürken insan bi an 100 yıl öncesine ışınlandığını hissedebiliyor. Ama küçük bir yer. Tabi yemek konusunda tavsiye edilen bir çok mekan da burada.
  • Savamala bölgesi yürüyüş yapmak ve şehrin tadına varmak için bence en güzel seçim. ABD-NATO bombardımanından arta kalan binalar olduğu gibi duruyor. Şehrin hafızası burada sanırım.
  • Zemun belki nehir kenarındaki parkında dinlenilmek için ziyaret edilebilir, yazın tabi. Ama biraz daha kültür gezisi yapanlar için vakit kaybı.
  • Bayraklı Cami ve Şeyh Mustafa Türbesi yine Kalemegdan‘a yakın. Türbe ve Cami birbirine çok yakın. Ziyaret etmekte fayda var.
  • Cumhuriyet Meydanı da keza yürüyüş ve yönetim binasını görmek için fena bir nokta değil. Yılbaşı kutlaması yine bu meydanda gerçekleşti.

Önemli Not: Şehri gezmenin pratik yolunu yazacağımı söylemiştim. Bu yazdıklarım klasik, ilk gidişte görülmesi gereken yerler. Çok uğraşmak istemiyorum diyorsanız her gün ücretsiz tur var. Hotel Moscow‘un hemen önünde elinde “free tour” yazan Sırp gençler sizi gezdiriyor. Herhangi bir ücret ödemiyorsunuz. İsterseniz turun sonunda bahşiş bırakırsınız. Kışın sarı kıyafetli, şemsiyeli arkadaşı bulup rehber eşliğinde yürüyerek Belgrad’ı geziyorsun. Detaylı bilgi için buraya tıklayın!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

5) Bu yazıyı okumadan önce ne yenilir ya da ne içilir mevzusunda muhtemelen listeniz de hazır. Örneğin Cevapi adlı yerel köfteleri listenizde var veya Rakija adlı içkileri de… Ya da nerede ne yenilir ne içilir… Listeniz hazır, biliyorum. Eğer bir de restoran listeniz varsa ve akşam yemeği planınız dışarıdaysa tavsiyem listenizdeki yerler için önceden rezervasyon yapmanız. Özellikle haftasonu yer bulamayabilirsiniz. Ne yiyip ne içeceğiniz hususunda çok fazla şey yazmayacağım, sadece size biraz daha yerel ve klasik olan özellikle iki yerden bahsedeceğim.

  • Bir tanesi “?” işareti adlı mekan. Belgrad’ın en eski tavernası. En az 200 yaşında… Rezervasyon yaptırın, akşamları üç müzisyen abimiz bizim meyhanelerdeki gibi gelip çalıyor. Oturanlar da ezgilere eşlik ediyor. En beğendiğim yer burası. Fiyatlar daha uygun. Yedim, içtim, eğlendim, ödediğime değdi diyorsunuz. Mekanın kapısında soru işareti var. İntenetten aratırken “Belgrade Question Mark Restourant” veya “Znak Pitanja” diye aratın. Bulmanız kolay olur. İçeride sigarayı da afiyetle için.
  • İkinci tavsiyem Zavicaj adlı mekan. Yemekler çok güzel. Personel çok iyi. Mekanın kendisi bir de meyhane tadında.  Yerel müzikler, yemekler ve sigaranız eşliğinde rahatlatıcı vakit geçirebileceğiniz bence ikinci nokta burası. Bir de bahsetmezsem olmaz için iki yer var;
  • İnternette sık sık bahsedilen iki mekandan biri Lovac adlı yer ama ben beğenmedim. Yine de Nikola Tesla Müzesi‘ni ziyaret edip acıktıysanız uğrayabilirsiniz, çok yakın mesafedeler.
  • Özellikle internetten bir yerleri aramaya başlayınca Dva Jelena adlı yeri tavsiye ediyorlar. Yılbaşında kişi başı “85 euro” istedikleri için buraya da gitmedim.
  • Kahvaltıyı genellikle market alışverişleriyle hallettim. Börek, çörek, muffin… Bu tip şeyler beni doyurmuyor. Kahvaltı hissi vermiyor. Ben klasik kahvaltımı Marketlerden temin ettim. Marketlerin adını vereceğim, bunlar işinize yarayacaktır: Maxi ve Aroma… Maxi market, Aroma‘ya göre daha büyük daha derli toplu daha fazla ürün bulunduruyor. Aroma ise 24 saat açık olan market türü. Market alışverişi yapacaklara buraları tavsiye edebilirim.
  • Skadarlija denen bohem sokağın aşağısında sağa dönüp biraz yürürseniz semt pazarına rastlarsınız. Gidip görmekte, orada bir şeyler alıp semt pazarında huzur bulabilirsiniz. Şaka olsun diye yazmadım. Semt pazarını mutlaka ziyaret edin.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

6) Novi Sad‘ı ziyaret edecekseniz, Belgrad şehir merkezinden otobüs veya tren gidiyor. Ücretleri birbirine yakın. Otobüsü tavsiye ederim. Çünkü yarım saatte bir sefer var. Belgrad Otogarı nehrin kenarında. Dandik görünebilir ama aldanmayın. Otogarları bizim mantıkla ilerlemiyor. Herhangi bir gişeden hangi şehre gidecekseniz bilet alabilirsiniz. Biletle beraber jeton veriyorlar. Jetonu turnikeye atıp peronlara geçiyorsunuz. Otobüs hareket edeceği zamandan beş veya on dakika önce perona giriyor. Harekat saati geldiğinde de hemen kalkıyor. Biletinizi kaybetmeyin. Ya binerken ya da bindikten sonra topluyorlar. Yolculuk 1 veya 1,5 saat sürüyor.

7) Novi Sad ile ilgili bir kaç not düşsem iyi olacak. Sırbistan‘ın ikinci büyük kentiymiş. Açıkçası bütün şehri dört saatte salına salına dolaşabilirsiniz. Yani sabah erken saatlerde oraya varırsanız akşam otobüsüyle rahat rahat Belgrad‘a dönersiniz. Şehir küçük, merkezinde görülecek bir kaç kilise var. En güzel yeri tartışmasız şehir meydanı ve tabi Petrovaradin adlı kasaba. Otogar çevresindeki binaların yüzünde gördüğünüz o soğukluğu şehrin merkezine varınca unutuyorsunuz. Hem sade, hem sakin hem de Belgrad‘dan beklediğimiz ama bir türlü göremediğimiz o  eski ve tarihi bölge hissini burada yaşıyoruz. Nehri geçip Petrovaradin adlı kasabayı mutlaka ziyaret edin. Petrovaradin‘i ziyaret edecekler, lütfen akşama kalmayın. Ben kaldım ve pişman oldum. Muhteşem bir manzaradan oldum. Tamam, akşam manzarası da çok güzel. Ama siz yine de karanlığa kalmayın.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yazmadan edemeyeceğim, yahu gayet neşeli, kibar, yardımsever insanlarla tanıştık. Diğer Avrupalılar gibi değil de bizim gibi arkadaşını, dostunu görünce sarılıp yanak yanağa “muah muah” yapan insanlar… Hani birine soru sorunca surat asan, yüzünü çevirene de denk gelmedim. Mesela bozuk param yok diye kasiyerler, defalarca hem de defalarca, değişik mekanlarda paranın kıçındaki küsürata takılmadan gülümseyerek “Sorun değil” deyip paramın üstünü tüm bir şekilde verdiler. Sokaktaki seyyar satıcı da, marketteki kasiyer de yardımcı oldu. Eğleniyorlar, gülüyorlar… Yani bu insanlar iyi. İşte anlamadığım nokta Bosna’daki katliam.  Tabi Sırplar Bosnalıları, Hırvatlar da Sırpları katlediyor. Ardından Belgrad‘a ABD bombardımanı… Belki de sırf bu hatıralar yakın tarihten olduğu için bu ülkeye tam olarak ısınamadım. Çünkü bu olayları televizyondan takip etmiş, çevremdeki Bosnalıların yaşadıkları hakkında fikir sahibiydim. İnsanlar, söz konusu ırkçılık olunca mağara insanına evrilip var olan binlerce yıllık insani birikimi bir kenara bırakabiliyor. Yalnız, vahşileşmek için mutlu insanların hangi mazerete ihtiyacı var acaba? Bu sadece Sırplarla ilgili değil. Dünyanın her yerinde aynı kafayı yaşayan insanlar var. İnsanlar yardımsever, gülüyorlar, mutlu görünüyorlar… Elbette kendi kuralım, insanları asla genellememek. Genellemiyorum da… Net biçimde Sırpların yabancılara karşı yardımsever olduklarını söyleyebilirim. Ama işte yakın tarihte yaşandığı için, televizyon başında bile olsa tanık olduğum şeyler bu ülkeyle aramdaki buzu eritemedi. Halbuki çok da eğlendim, yaptığım uzun yürüyüşlerden, otobüs yolculuğundan, tavernalardan keyif aldım.  Belki bir de baharda veya yaz mevsiminde yeniden ziyaret etmeliyim. Belki de mevsim sıcak olursa ben  de farklı hissederim.

En can alıcı noktayı sona bıraktım, kadınlar… Sırp kadınları gerçekten çekici. Bu kadar çekici kadının aynı yerde yaşaması normalden öte bir şey. Güzeller ama ayrıca çok çekiciler. Bir erkek için Sırp kadınları evrimin ulaştığı son nokta olabilir mi? Bunu ancak dünyayı gezip insanları ve yaşamları daha fazla görerek değerlendirebilirim. Evet canım benim evet, tam da düşündüğün gibi baya uzun boylular.

Sevgili okuyucu, aklından geçen soruların en azından bir miktarına yanıt verdiğimi düşünüyorum. Bundan sonrası sen ve yaşayacağın anılarınla ilgili. Yorum yazarsan ben de sevinirim. İnsanlar genellikle iyidir. Sen de iyi ol.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Reklamlar

Responses

  1. Birçok kiişnin aksine can kurtaran bilgiler vermişsin.Millet bi yere gider, blog açar, ne yaptı etti onda bahseder, kopyala yapıştır tarihi, coğrafi bilgiler verir.Oysa en önemli bilgi bence şehirden şehire ve şehiriçi ulaşım detaylarıdır.Bunlardan bahsettiğin için sağol.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: